Ankara Üniversitesi Gölbaşı yerleşkesinde bulunan Türk Hızlandırıcı ve Işınım Laboratuvarı’nda (TARLA) ilk malzeme ışınlama deneyi tamamlandı. Yükseköğretim Kurulu’nun 20 Ekim 2026’da kamuoyuna yansıyan açıklamasına göre deney Mayıs 2026’da gerçekleştirildi. Çalışmada cam ve pleksiglas örnekleri, hızlandırılmış elektronlardan elde edilen gama ışınlarına maruz bırakıldı. İlk gözlemler camın renginde değişim, pleksiglasın yapısında ise değişim ve kırılmalar bulunduğunu gösterdi.
Deneyin önemi yalnızca iki numunenin test edilmesinden kaynaklanmıyor. Çalışma, Türkiye’de geliştirilen hızlandırıcı altyapısının malzemelerin yüksek enerjili ışınım karşısındaki davranışını incelemek için kullanılabildiğini ortaya koyuyor. Böylece araştırmacılar, bir malzemenin ışınıma ne ölçüde dayanabildiğini ve fiziksel özelliklerinin nasıl değiştiğini kontrollü laboratuvar koşullarında değerlendirebilecek bir kapasiteye sahip olduklarını göstermiş oldu.
Deney nasıl yapıldı?
TARLA’daki sistem önce elektronları yüksek enerjiye çıkarıyor. Bu elektronlardan daha sonra deneyde kullanılan gama ışınları üretiliyor. Cam ve pleksiglas örneklerinin bu ışınlara maruz bırakılmasının ardından ortaya çıkan değişimler incelendi. Yetkililerin açıklamasına göre gözlenen sonuçlar deney öncesindeki beklentilerle uyumluydu. TARLA Direktörü Dr. Özlem Karslı, tesiste kurulan sistemle ilk malzeme örneklerinin ışınlandığını ve beklenen sonuçların elde edildiğini bildirdi.
Paylaşılan açıklama, deneyin ayrıntılı doz değerlerini, numune özelliklerini veya hakemli bir bilimsel yayını içermiyor. Bu nedenle çalışma şimdilik tesisin teknik kabiliyetini gösteren ilk uygulama olarak değerlendirilebilir. Malzemelerin uzun dönem performansı ya da belirli bir ürün için uygunluğu konusunda daha kapsamlı ölçüm ve yayınlara ihtiyaç bulunuyor.
TARLA’nın teknik altyapısı
Ankara Üniversitesi Hızlandırıcı Teknolojileri Enstitüsü’nün resmi bilgilerine göre TARLA; normal iletken bir enjektör, iki süper iletken hızlandırıcı modül ve optik rezonatörlerden oluşan bir araştırma altyapısına sahip. Elektron demeti, Bremsstrahlung yöntemiyle yüksek enerjili foton üretiminde de kullanılabiliyor. Tesisin resmi tarihçesinde, enjektör testlerinin Mart 2024’te tamamlandığı ve elektron demetinin Nisan 2024’te 18,3 MeV enerjiye kadar hızlandırıldığı belirtiliyor.
Tesisin bugünkü seviyeye ulaşması aşamalı bir süreç izledi. Resmi tarihçeye göre proje 2006’da Türk Hızlandırıcı Merkezi çalışmalarının ilk tesisi olarak belirlendi; ilk elektron demeti 2013’te üretildi. Helyum soğutma sistemi Aralık 2023’te devreye alındı, süper iletken modüller için radyo frekans koşullandırması Şubat 2024’te yürütüldü. Bu adımlar, malzeme ışınlama deneyinin arkasındaki altyapı hazırlığını gösteriyor.
Bu altyapının amacı, yalnızca tek bir deney yürütmek değil. TARLA, hızlandırıcı teknolojileri alanında Türkiye’de araştırma kapasitesi oluşturmayı, yerli teknik bilgi birikimini geliştirmeyi ve farklı disiplinlerden bilim insanlarına deney ortamı sunmayı hedefliyor. İlk ışınlama deneyi de uzun süren kurulum, soğutma, radyo frekans koşullandırma ve demet testlerinin ardından sistemin malzeme araştırmalarında kullanılabildiğini gösteren somut bir adım niteliğinde.
Hangi alanlara katkı sağlayabilir?
Yetkililer, ışınıma dayanıklı malzeme araştırmalarının uydu ve uzay sistemleri, savunma uygulamaları, tıbbi teknolojiler ve ürün dayanıklılığı gibi alanlara katkı sağlayabileceğini belirtiyor. Uzay ortamında kullanılan bileşenler yoğun ışınıma maruz kalabildiği için, malzemelerin önceden test edilmesi kritik önem taşıyor. Benzer biçimde elektronik parçalar, koruyucu kaplamalar ve farklı polimerlerin ışınım altındaki değişimi laboratuvar ortamında incelenebilir.
Tıbbi görüntüleme ve kanser tedavisinde kullanılabilecek izotoplara yönelik ön araştırmalar da tesis için dile getirilen potansiyel çalışma alanları arasında. Ancak bunlar henüz tamamlanmış ürünler ya da klinik sonuçlar değil; TARLA’nın ileride destekleyebileceği araştırma başlıkları. İlk deney, Türkiye’nin bu tür çalışmaları kendi hızlandırıcı altyapısıyla yürütme yolunda ölçülebilir bir teknik eşik geçtiğini gösteriyor.
Bir sonraki aşamada sonuçların tekrarlanabilir deneylerle desteklenmesi, teknik verilerin yayımlanması ve farklı araştırma ekiplerinin tesisten yararlanması önem taşıyacak. Böyle bir süreç, gözlenen renk ve yapı değişimlerinin doz, süre ve malzeme bileşimiyle ilişkisinin daha ayrıntılı biçimde anlaşılmasını sağlayabilir. Mayıs ayında yapılan bu ilk uygulama, bu kapsamlı araştırma programı için doğrulanabilir bir başlangıç noktası oluşturuyor.
