Akışa DönHaberler

ABD-İsrail hattında derin kriz: Netanyahu sonrası için perde arkası hesaplar

Washington yönetimi, İsrail'deki aşırı sağcı koalisyonun geleceğini sorgularken, muhalefet liderleriyle temaslarını sıklaştırıyor. Bölgesel dengeleri sarsacak…

7 dk okuma0 görüntüleme0 beğeniMefico News Editörü·
Aa
ABD-İsrail hattında derin kriz: Netanyahu sonrası için perde arkası hesaplar

Tel Aviv'de siyasi deprem senaryoları konuşulurken, Washington'dan gelen sinyaller İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu için yolun sonunun göründüğüne işaret ediyor. ABD yönetiminin, İsrail'de yaklaşan seçimler öncesi Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı hükümetin alternatifi olarak gördüğü muhalefet figürleriyle temaslarını hızlandırdığı öne sürülüyor. Bu gelişme, sadece iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz'den Orta Doğu'ya uzanan hassas güç dengesini de doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, özellikle Gazze'deki insani kriz ve Batı Şeria'daki yerleşimci politikaları nedeniyle Netanyahu hükümetine yönelik eleştirilerini giderek daha yüksek sesle dile getiriyor. Beyaz Saray koridorlarında, İsrail'deki mevcut koalisyonun bölgesel istikrarı tehdit ettiği ve iki devletli çözüm umutlarını tamamen ortadan kaldırdığı yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş durumda. Bu nedenle, 2026 yılı içinde erken seçim ihtimali güçlenirken, ABD'nin muhalefetteki alternatif isimlerle kurduğu diyalog dikkat çekici boyutlara ulaştı.

İsrail siyasetinde yaşanan bu depremin Türkiye açısından anlamı ise çok katmanlı. Ankara, Netanyahu hükümetinin Filistin politikalarını ve Doğu Akdeniz'deki enerji denklemindeki agresif tutumunu yakından takip ediyor. Olası bir iktidar değişikliği, Türkiye-İsrail normalleşme sürecini yeniden şekillendirebilir ve Doğu Akdeniz'deki doğal gaz denkleminde yeni iş birliği kapıları aralayabilir.

Netanyahu sonrası ABD stratejisi ve askeri dengeler

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon yetkilileri, İsrail'deki siyasi dönüşüm senaryolarını masaya yatırırken, askeri iş birliğinin geleceği de kritik bir başlık olarak öne çıkıyor. Washington, yıllık 3.8 milyar dolarlık askeri yardım paketinin, Netanyahu sonrası dönemde hangi koşullarla sürdürüleceğine dair kapsamlı bir değerlendirme yürütüyor. Özellikle Demir Kubbe hava savunma sistemi ve lazer tabanlı Demir Işın projesi gibi ortak savunma programlarının, siyasi krizden etkilenmeden devam etmesi için alternatif yol haritaları hazırlanıyor.

İsrail ordusu içindeki üst düzey komutanların da Netanyahu'nun yargı reformu girişimleri ve aşırı sağcı koalisyon ortaklarının Batı Şeria'daki provokatif eylemleri karşısında rahatsızlıklarını Washington'a ilettiği biliniyor. ABD merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) 2026 Haziran raporuna göre, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) içinde, hükümetin politikalarının ülkenin uluslararası meşruiyetini zedelediğine inanan subayların sayısı son iki yılda yüzde 40 artış gösterdi.

Beyaz Saray'ın muhalefetle teması ve gizli diplomasi

ABD'nin Tel Aviv Büyükelçiliği üzerinden yürütülen sessiz diplomasi trafiği, İsrail muhalefetinin önde gelen isimleriyle kurulan temasların artık rutin bilgi alışverişinin ötesine geçtiğini gösteriyor. Eski Başbakan Yair Lapid ve Ulusal Birlik Partisi lideri Benny Gantz'ın Washington'a yaptıkları son ziyaretlerde, sadece Dışişleri Bakanı ile değil, aynı zamanda Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle de uzun görüşmeler gerçekleştirdiği öğrenildi. Bu görüşmelerde, İsrail'in bölgesel normalleşme anlaşmalarının geleceği ve İran'a yönelik stratejik yaklaşımın nasıl şekilleneceği masaya yatırıldı.

Washington'un bu dolaylı angajman stratejisi, aslında Netanyahu'yu doğrudan hedef almaktan kaçınırken, İsrail siyasetinde bir yumuşak geçiş sürecini teşvik etme amacı taşıyor. ABD'li yetkililer, İsrail demokrasisinin kurumlarının aşındırıldığına dair güçlü sinyaller aldıklarını ve bu nedenle muhalefet figürleriyle kurulan diyaloğun, ülkenin demokratik geleceğini garanti altına almak için kritik olduğunu düşünüyor.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz hesabı ve yeni fırsatlar

Ankara, İsrail'deki siyasi krizi yakından izlerken, Dışişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde olası senaryolara yönelik kapsamlı analizler yapılıyor. Türkiye, Netanyahu hükümetinin Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile kurduğu enerji ittifakının, olası bir iktidar değişikliğiyle zayıflayabileceğini öngörüyor. Bu durum, Türkiye'nin Doğu Akdeniz doğal gaz denklemine yeniden güçlü bir aktör olarak dahil olmasının önünü açabilir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri, İsrail'deki siyasi dönüşümün, Leviathan ve Tamar doğal gaz sahalarından çıkarılacak gazın Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması projesini yeniden canlandırabileceğini değerlendiriyor. 2025 yılında rafa kalkan bu proje, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa'nın enerji arz güvenliği arayışında kritik bir alternatif olarak görülüyor. Türkiye, 2026 itibarıyla yıllık 50 milyar metreküpü aşan doğal gaz tüketimiyle bölgenin en büyük enerji pazarlarından biri konumunda.

Ankara'nın Filistin politikası ve bölgesel etki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Filistin konusundaki net duruşu, İsrail'deki olası iktidar değişikliğiyle yeni bir boyut kazanabilir. Ankara, Netanyahu sonrası dönemde, iki devletli çözüm temelinde yürütülecek müzakerelerde daha aktif bir arabuluculuk rolü üstlenmeyi hedefliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın son dönemde Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistanlı mevkidaşlarıyla gerçekleştirdiği yoğun diplomasi trafiği, bu yeni döneme hazırlık olarak yorumlanıyor.

Türkiye'nin Gazze'ye yönelik insani yardım operasyonları ve bölgedeki yeniden inşa çalışmalarına katkısı, İsrail'deki siyasi değişim rüzgarlarıyla birlikte daha stratejik bir zemine oturabilir. Ankara, özellikle Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetinin sona ermesi ve Filistin yönetiminin güçlendirilmesi konularında, yeni İsrail hükümetiyle daha yapıcı bir diyalog kurulabileceğini öngörüyor.

İsrail iç siyasetinde deprem ve erken seçim senaryoları

İsrail'de Netanyahu liderliğindeki koalisyon, 2026 yılının ikinci çeyreğinde ciddi bir çatırdama sesiyle karşı karşıya. Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Savunma Bakanı Yoav Gallant arasında Batı Şeria operasyonları konusunda yaşanan görüş ayrılığı, hükümetin temel taşlarını sarsıyor. Koalisyonun 64 sandalyelik dar çoğunluğu, herhangi bir ortağın çekilmesiyle hükümetin düşmesi riskini sürekli canlı tutuyor.

İsrail medyasında yer alan son anketler, erken seçim yapılması halinde Netanyahu'nun Likud partisinin 120 sandalyeli Knesset'te 24-26 sandalyeye gerileyebileceğini, buna karşılık Gantz liderliğindeki Ulusal Birlik Partisi'nin 30 sandalyeyi aşarak birinci parti konumuna yükselebileceğini gösteriyor. Bu tablo, ABD yönetiminin muhalefetle temaslarını neden hızlandırdığını da açıklıyor. İsrail demokrasisinin geleceği, sadece iç siyasi dinamiklerle değil, aynı zamanda küresel aktörlerin tercihleriyle de şekilleniyor.

Yargı reformu krizi ve toplumsal kutuplaşma

Netanyahu hükümetinin tartışmalı yargı reformu girişimi, İsrail toplumunda derin bir kutuplaşmaya yol açmış durumda. Yüksek Mahkeme'nin yetkilerini kısıtlamayı amaçlayan bu reform paketi, yüz binlerce İsraillinin sokaklara dökülmesine neden olmuş ve ülkenin demokratik kurumlarının geleceğine dair ciddi endişeler yaratmıştı. 2026 itibarıyla, reformun bazı maddeleri mahkeme tarafından iptal edilmiş olsa da, hükümetin yeni yasama girişimleri siyasi gerilimi canlı tutuyor.

Bu toplumsal kutuplaşma, İsrail'in ekonomik performansını da olumsuz etkiliyor. İsrail Merkez Bankası'nın 2026 Haziran raporuna göre, siyasi belirsizlik nedeniyle yabancı yatırım girişlerinde geçen yıla oranla yüzde 18'lik bir düşüş yaşandı. Teknoloji sektöründeki start-up'lar, siyasi istikrarsızlık nedeniyle merkezlerini Tel Aviv'den Avrupa ve ABD'ye taşımayı değerlendiriyor. Bu ekonomik tablo, Netanyahu karşıtı muhalefetin elini güçlendiren bir diğer faktör olarak öne çıkıyor.

Bölgesel aktörlerin pozisyonu ve küresel yansımalar

İsrail'deki siyasi kriz, bölgesel güç dengelerini de yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İbrahim Anlaşmaları'nın tarafı olan ülkeler, Netanyahu sonrası dönemde normalleşme sürecinin hızlanabileceğini değerlendiriyor. Özellikle Riyad yönetimi, Filistin meselesinde ilerleme kaydedilmesi koşuluyla İsrail ile ilişkilerini resmileştirme konusunda daha istekli bir tavır sergiliyor. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel diplomasideki ağırlığını da etkileyebilecek bir faktör olarak dikkat çekiyor.

Rusya ve Çin ise İsrail'deki siyasi belirsizliği, Orta Doğu'daki nüfuz alanlarını genişletmek için bir fırsat olarak görüyor. Moskova, özellikle Suriye'deki askeri varlığını pekiştirirken, İsrail'in İran'a yönelik hava operasyonlarının sınırlanmasını umuyor. Çin ise teknoloji ve altyapı yatırımları aracılığıyla İsrail'deki ekonomik varlığını artırma çabasında. Bu çok boyutlu rekabet, ABD'nin İsrail'deki siyasi dönüşümü yönetme konusundaki aciliyetini artıran bir diğer unsur.

İran faktörü ve güvenlik denklemi

İsrail'deki olası iktidar değişikliğinin en kritik yansımalarından biri, İran'ın nükleer programına yönelik yaklaşımda yaşanacak. Netanyahu hükümeti, İran'a karşı askeri seçenekleri sürekli gündemde tutan agresif bir strateji izlerken, muhalefet liderleri diplomasiye daha fazla alan açılması gerektiğini savunuyor. Gantz ve Lapid, ABD ile koordineli bir diplomasi trafiğinin, İran'ın nükleer ilerlemesini sınırlamada askeri müdahaleden daha etkili olabileceğini düşünüyor.

Türkiye ise bu denklemde, İran ile komşuluk ilişkileri ve NATO müttefiki olarak ABD ile stratejik bağları arasında hassas bir denge gözetiyor. Ankara, İsrail'deki siyasi dönüşümün, İran'a yönelik askeri gerilimi azaltması halinde, bölgesel istikrarın güçlenebileceğini öngörüyor. Bu senaryo, Türkiye'nin ekonomik ve enerji iş birliklerini genişletmesi için daha elverişli bir ortam yaratabilir.

ABD-İsrail hattındaki bu stratejik kriz, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Orta Doğu'nun geleceğini şekillendirecek dinamikleri barındırıyor. Washington'un Netanyahu sonrası senaryolara yaptığı yatırım, bölgedeki güç haritasının yeniden çizileceği bir dönemin habercisi olarak okunabilir. Türkiye ise bu dönüşüm sürecinde, diplomatik esnekliği ve artan bölgesel etkisiyle kilit bir aktör olarak konumlanmayı sürdürecek.