Akışa DönHaberler

ABD-İran Anlaşmasının Önündeki Dört Kritik Engel: 60 Gün Yeterli mi?

Trump'ın 60 günlük iyimser takvimi, İran'la nükleer müzakerelerde sahada çözülmeyi bekleyen dört dev sorunu gölgeleyemiyor. Anlaşmanın önündeki engelleri ve olası senaryoları mercek altına alıyoruz.

5 dk okuma0 görüntüleme0 beğeniMefico News Editörü·
Aa
ABD-İran Anlaşmasının Önündeki Dört Kritik Engel: 60 Gün Yeterli mi?

Kapanmayan Yaralar: 2026'da Anlaşma Neden Hâlâ Pamuk İpliğine Bağlı?

21 Haziran 2026. ABD Başkanı Donald Trump, Washington ve Tahran arasındaki nükleer müzakerelerin önümüzdeki 60 gün içinde başarıya ulaşabileceğini açıkladı. Ancak bu iyimserlik, masanın altında yatan dört dev engeli görünmez kılmaya yetmiyor. Geçen yıl Umman'da başlayan dolaylı görüşmeler, 2025 boyunca dört kez tıkanma noktasına geldi. Şimdi taraflar Cenevre'de beşinci tur için bir araya gelirken, diplomatik kaynaklar anlaşmanın aslında hiç olmadığı kadar kırılgan olduğunu söylüyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın mayıs ayı raporuna göre, İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoku 142 kilograma ulaşmış durumda. Bu miktar, 2015 anlaşmasındaki 300 kilogramlık düşük zenginleştirilmiş uranyum sınırının teknik olarak çok ötesinde. Üstelik İran, Fordo ve Natanz tesislerinde yeni nesil IR-9 santrifüjlerini devreye aldı. Yani zaman, diplomasi için çalışmıyor.

Geçmişten Gelen Güvensizlik Gölgesi

Taraflar arasındaki en büyük psikolojik bariyer, 2018'de Trump'ın tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) yarattığı güven krizi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, mart ayındaki basın toplantısında "Kalıcı garantiler olmadan hiçbir anlaşma imzalamayız" diyerek Washington'a net bir mesaj göndermişti. Tahran, ABD Kongresi'nin gelecekteki başkanları bağlayacak yasal bir çerçeve talep ediyor. Ancak Senato'daki Cumhuriyetçi çoğunluk, böyle bir taahhüdün altına girmeye şiddetle karşı çıkıyor.

Birinci Engel: Nükleer Programın Kapsamı ve Denetim Mekanizmaları

Müzakerelerin en çetin başlığı, İran'ın nükleer altyapısının ne kadarının korunacağı sorusu. ABD, İran'ın "kırılma süresi"ni (nükleer silah için yeterli fisil materyali üretme süresi) en az 12 aya çıkarmak istiyor. Tahran ise mevcut teknolojik kazanımlarından vazgeçmeye niyetli değil. 2025'teki teknik görüşmelerde İran tarafı, 8.000'den fazla çalışan santrifüjün en az yüzde 60'ını faal tutmakta ısrar etti. Washington'un kırmızı çizgisi ise yüzde 30.

Bu açmazın merkezinde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetim yetkisi yatıyor. İran, 2025'in kasım ayında UAEA müfettişlerinin iki nükleer tesise erişimini engellemişti. Ajans Başkanı Rafael Grossi, geçen ay yaptığı açıklamada "Şeffaflık olmadan güvence veremeyiz" diyerek krizi özetledi. Anlaşmanın teknik ekinde, anlık denetim protokollerinin nasıl işleyeceği hâlâ muğlak.

Askeri Boyutun Gizemi

Bir diğer kritik alt başlık, İran'ın geçmişteki olası askeri nükleer faaliyetlerinin (PMD) akıbeti. UAEA, 2026 şubat ayında yayımladığı raporda, İran'ın 2003 öncesine ait nükleer silah tasarımı iddialarıyla ilgili hâlâ tatmin edici açıklama yapmadığını belirtti. Washington, kapsamlı bir anlaşmanın PMD dosyasının kapanmasını da içermesi gerektiğini savunuyor. Tahran ise bu dosyanın "siyasi bir araç" olduğunu iddia ederek masaya getirilmesini reddediyor.

İkinci Engel: Bölgesel Jeopolitik Denklem ve Vekil Güçler

Anlaşmanın önündeki ikinci büyük engel, masa dışındaki aktörler: İran'ın Orta Doğu'daki vekil güçleri. İsrail Başbakanı Naftali Bennett, geçen hafta yaptığı konuşmada "Anlaşma, İran'ın Hizbullah ve Husilere milyarlarca dolar akıtmasına engel olmalı" dedi. Tel Aviv, İran'ın balistik füze programının da anlaşma kapsamına alınmasını talep ediyor. Ancak Tahran, füze kapasitesinin "kırmızı çizgi" olduğunu defalarca vurguladı.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de müzakereleri yakından izliyor. Riyad yönetimi, 2025'te İran'la normalleşme adımları atmış olsa da, Tahran'ın Yemen'deki Husilere verdiği desteğin kesilmesini şart koşuyor. Anlaşmanın bölgesel güvenlik mimarisine etkisi, Washington'un Körfez müttefiklerine vereceği güvenlik garantilerine bağlı. Bu, müzakere sürecini çok boyutlu bir satranç tahtasına çeviriyor.

Suriye ve Irak'ta Rekabet

İran'ın Suriye ve Irak'taki askeri varlığı da dolaylı olarak nükleer müzakereleri zehirliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 2026'nın ilk çeyreğinde İran destekli milislerin Irak'taki Amerikan üslerine 17 saldırı düzenlediğini raporladı. Washington, anlaşmanın ruhunun bu tür saldırıları durdurmayı içermesi gerektiğini düşünüyor. Tahran ise nükleer dosyanın bölgesel meselelerden ayrı tutulmasında ısrarcı.

Üçüncü Engel: Yaptırımların Kademeli Kaldırılması ve Ekonomik Garantiler

İran ekonomisi, 2025'te yüzde 3,2 küçüldü. Enflasyon hâlâ yüzde 40'ın üzerinde seyrediyor. Tahran için anlaşmanın en somut karşılığı, ABD'nin nükleer dosyayla bağlantılı tüm yaptırımları kaldırması. Ancak Washington, yaptırımların ancak "adım adım ve tersine çevrilebilir" şekilde gevşetileceğini söylüyor. İran Merkez Bankası verilerine göre, SWIFT sistemine tam erişim sağlanmadan petrol ihracatının eski seviyeye dönmesi mümkün değil.

Müzakerelerde en somut tartışma, İran'ın dondurulmuş 20 milyar dolarlık varlığının serbest bırakılma takvimi üzerinde düğümleniyor. ABD, ilk aşamada 6 milyar doları Güney Kore ve Irak'taki hesaplardan serbest bırakmayı önerdi. Tahran ise "tek seferde ve koşulsuz" erişim talep ediyor. Bu finansal pazarlık, anlaşmanın uygulanabilirliğini doğrudan etkileyecek en kritik başlıklardan biri.

Şirketlerin Geri Dönüş Korkusu

Batılı şirketler, yaptırımların ani geri dönüşüne karşı hâlâ temkinli. 2025'te Fransız Total ve Alman Siemens, İran pazarına dönüş için ön görüşmeler yapsa da, yatırım kararı almadı. ABD Hazine Bakanlığı'nın OFAC birimi, ikincil yaptırım risklerinin tamamen ortadan kalkmadığını şirketlere bildirdi. Bu belirsizlik, İran'ın beklediği ekonomik canlanmanın önünde dev bir duvar örüyor.

Dördüncü Engel: İç Siyasi Baskılar ve Takvim Sıkışıklığı

Hem Washington'da hem Tahran'da iç siyasi dinamikler, müzakerecilerin elini zayıflatıyor. Trump, 2026 ara seçimleri öncesinde İran'la anlaşmayı dış politika başarısı olarak sunmak istiyor. Ancak Senato'daki 12 Cumhuriyetçi senatör, "İran'a taviz verilmemesi" için ortak mektup yayımladı. Demokratlar ise anlaşmanın İsrail'in güvenlik kaygılarını gidermesini şart koşuyor.

Tahran cephesinde ise durum daha karmaşık. Dini lider Hamaney, şubat ayında yaptığı konuşmada "Amerika'ya güvenilemeyeceğini" söyleyerek müzakere heyetine ket vurdu. İran'daki muhafazakâr kanat, anlaşmanın "devrimci değerlerden ödün" olduğunu savunuyor. 60 günlük takvim, bu iç dirençleri aşmak için son derece kısıtlı bir süre sunuyor.

2026 Seçimlerinin Gölgesi

ABD'de kasım ayındaki Kongre seçimleri, anlaşma için fiili bir son tarih oluşturuyor. Eğer müzakereler eylül ayına kadar sonuçlanmazsa, seçim atmosferinde rasyonel tartışma zemini tamamen kaybolabilir. Bu, Trump'ın "60 günlük iyimserlik" söyleminin neden aslında bir zorunluluk olduğunu açıklıyor: Zaman diplomatların değil, siyasetçilerin lehine işliyor. Önümüzdeki haftalar, Orta Doğu'nun nükleer geleceğini belirleyecek. Diplomasi kazanacak mı, yoksa dört engel anlaşmayı tarihin çöplüğüne mi atacak? Cevap, tarafların ödün verme iradesinde saklı.