Beyaz Saray'da yapılan tarihi görüşmenin ardından gözler Tahran'a çevrildi. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran ile yürüttüğü uzun soluklu müzakereler nihayet somut bir anlaşmayla sonuçlandı. Ancak uzmanlara göre bu anlaşma, iki ülke arasındaki köklü sorunları tamamen çözmekten ziyade, kontrollü bir gerilim yönetiminin başlangıcı olabilir. İran'ın nükleer kapasitesi, balistik füze programı ve Orta Doğu'daki vekalet savaşları gibi başlıklar, anlaşmanın en tartışmalı noktalarını oluşturuyor.
Dünya kamuoyu, özellikle 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) çöküşünden sonra ilk kez bu denli kapsamlı bir diplomatik adım atılmasını temkinli bir iyimserlikle karşılıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) verilerine göre, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stoku 2026 itibarıyla kritik eşikleri aşmış durumda. Yeni anlaşmanın bu stoğu nasıl sınırlandıracağı ve uluslararası denetim mekanizmalarının nasıl işleyeceği, önümüzdeki haftaların en sıcak gündem maddesi olacak.
Anlaşmanın perde arkası: Masada hangi başlıklar vardı?
ABD ve İran arasındaki müzakerelerin merkezinde yalnızca nükleer silahlanma değil, aynı zamanda İran'ın geliştirdiği balistik füze kapasitesi yer aldı. Trump yönetimi, Tahran'ın 'Şahab-3' ve 'Seyyil' tipi füzelerinin menzilinin İsrail ve Avrupa'nın güneyini hedef alabilecek düzeyde olduğunu defalarca vurgulamıştı. Anlaşma metninde, İran'ın 2.000 kilometreyi aşan menzilli balistik füze denemelerini askıya almayı taahhüt ettiği belirtiliyor. Buna karşılık, ABD'nin Birleşmiş Milletler nezdinde uygulanan bazı füze teknolojisi yaptırımlarını kademeli olarak kaldıracağı ifade ediliyor.
İran tarafı ise anlaşmanın 'ekonomik nefes alma' kısmına odaklanmış durumda. 2025 yılında yüzde 40'ı aşan enflasyon ve değer kaybeden riyal, İran ekonomisini derinden sarsmıştı. İran Cumhurbaşkanı'nın başdanışmanı, yaptığı açıklamada, 'Halkımızın refahı için petrol ihracatımızın önündeki engellerin kaldırılması şarttı' dedi. Anlaşma ile İran'ın günlük petrol ihracatının 1,5 milyon varile çıkarılması ve dondurulmuş 6 milyar dolarlık varlığının serbest bırakılması öngörülüyor. Bu mali rahatlama, Tahran'daki yönetimin iç kamuoyundaki meşruiyetini güçlendirebilir.
Nükleer denetimlerde yeni dönem
Anlaşmanın en kritik teknik ayağını, IAEA müfettişlerinin saha denetimleri oluşturuyor. Daha önceki anlaşmalarda tartışma konusu olan 'şüpheli askeri tesisler' bu kez özel bir protokole bağlanmış durumda. İran, Fordo ve Natanz tesislerine anlık kamera erişimi izni verirken, tartışmalı Parchin askeri kompleksine ise sınırlı denetim hakkı tanıdı. Uzmanlar, bu sınırlı denetimin ileride yeni krizlere gebe olabileceğini düşünüyor.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, uranyum zenginleştirme seviyesinin yüzde 60'tan yüzde 3,67'ye düşürüleceğini doğruladı. Bu oran, nükleer silah üretimi için gerekli olan yüzde 90'lık saflığın oldukça altında. Ancak İsrail istihbaratı, İran'ın 'gizli bir yedekleme programı' yürüttüğü iddiasını sürdürüyor. Bu iddialar, anlaşmanın geleceğini tehdit eden en büyük güvensizlik unsuru olarak öne çıkıyor.
Orta Doğu'da yeni dengeler: İsrail ve Suudi Arabistan'ın tepkisi
Anlaşmanın duyurulmasının hemen ardından İsrail Başbakanı'ndan sert bir açıklama geldi. Başbakan, 'İran'ın nükleer emellerine karşı tek başımıza hareket etme hakkımızı saklı tutuyoruz' diyerek anlaşmayı 'tarihi bir hata' olarak nitelendirdi. Tel Aviv yönetimi, İran'ın ekonomik olarak rahatlamasının Hizbullah ve Hamas gibi örgütlere aktarılan fonları artıracağından endişe ediyor. İsrail istihbaratına göre, İran'ın bölgedeki vekil güçlere yıllık aktardığı kaynak 700 milyon doları buluyor.
Buna karşılık Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden daha ılımlı mesajlar geldi. Riyad yönetimi, Çin'in arabuluculuğunda 2023'te İran ile normalleşme sürecine girmişti. Suudi Dışişleri Bakanlığı, 'Bölgede sürdürülebilir güvenlik için diyaloğun önemli olduğuna inanıyoruz' açıklamasını yaptı. Körfez ülkeleri, İran ile yaşanacak olası bir askeri çatışmanın kendi petrol tesislerini tehdit etmesinden çekiniyor. 2019'daki Abkayk saldırıları, bu kırılganlığın en somut örneği olarak hafızalarda tazeliğini koruyor.
Petrol piyasalarında dalgalanma
Anlaşma haberi, küresel petrol fiyatlarında anlık bir düşüşe yol açtı. Brent petrolün varil fiyatı, İran petrolünün piyasaya dönüş beklentisiyle yüzde 2,3 değer kaybederek 71 dolara geriledi. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için bu düşüş, cari açık üzerinde olumlu bir baskı oluşturabilir. Türkiye, 2025 yılında enerji ithalatına yaklaşık 65 milyar dolar harcamıştı. Uzmanlar, kalıcı bir fiyat düşüşünün Türk lirası üzerindeki enflasyonist baskıyı hafifletebileceğini belirtiyor.
Ancak analistler, İran'ın üretim kapasitesinin eski altyapı nedeniyle sınırlı olduğunu hatırlatıyor. İran'ın petrol sahaları yıllardır yatırım eksikliği çekiyor ve tam kapasiteye ulaşması en az 12-18 ay alabilir. Bu teknik gerçeklik, piyasadaki arz artışının kademeli olacağını gösteriyor. Yine de OPEC+ ülkeleri, İran'ın kota dışı üretim artışının kendi pazar paylarını daraltmasından endişeli.
Türkiye cephesi: Anlaşmanın Ankara'ya etkileri neler?
Türkiye, İran ile ABD arasındaki bu tarihi anlaşmayı yakından takip ediyor. Ankara'nın Tahran ile karmaşık bir ilişkisi var; Suriye ve Irak'ta zaman zaman karşı karşıya gelseler de, enerji ve ticaret hacmi iki ülkeyi birbirine bağlıyor. 2025 yılında Türkiye-İran ticaret hacmi 8 milyar dolar seviyesindeydi ve iki ülke bunu 30 milyar dolara çıkarmayı hedefliyordu. İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türk müteahhitlik ve ihracat sektörleri için yeni fırsatlar anlamına geliyor. Türk şirketleri, İran'ın ulaşım ve enerji altyapısının modernizasyonunda önemli bir rol üstlenebilir.
Öte yandan, Türkiye'nin NATO müttefiki olması ve ABD ile stratejik ilişkileri, bu süreçte dengeli bir diplomasi izlemesini zorunlu kılıyor. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan ilk açıklamada, 'Nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge hedefimizi destekliyoruz' mesajı verildi. Ankara, İran'ın nükleer silah edinmesine karşı olsa da, Tahran'a yönelik askeri seçeneklerin bölgeyi istikrarsızlaştıracağını düşünüyor. Türkiye'nin bu hassas dengedeki konumu, önümüzdeki dönemde diplomatik manevra kabiliyetini test edecek.
Enerji koridoru ve ticaret yolu beklentileri
İran'a yönelik yaptırımların hafiflemesi, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefini de doğrudan etkiliyor. İran gazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması projeleri yeniden canlanabilir. Ancak AB'nin Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji kaynaklarını çeşitlendirme stratejisi, İran gazına temkinli yaklaşmasına neden oluyor. Avrupa Komisyonu yetkilileri, 'Enerji güvenliğinde kaynak ülke çeşitliliği kadar, tedarikçinin siyasi güvenilirliği de önemlidir' değerlendirmesini yapıyor. Bu durum, Türkiye'nin transit ülke olarak rolünü karmaşıklaştırsa da, diplomatik bir fırsat penceresi aralıyor.
Türk lojistik firmaları ise İran pazarındaki potansiyel canlanmaya şimdiden hazırlanıyor. Uluslararası Nakliyeciler Derneği verilerine göre, İran'a yönelik taşımacılıkta 2024'te yaşanan yüzde 15'lik daralmanın, anlaşma sonrası hızla toparlanması bekleniyor. Özellikle Doğu Anadolu'daki sınır kapılarının kapasitesinin artırılması için altyapı yatırımları gündeme geldi.
Uzmanlar ne diyor? Anlaşmanın sürdürülebilirliği sorgulanıyor
Uluslararası İlişkiler Profesörü Dr. Mustafa Aydın, anlaşmayı 'porselen bir vazo'ya benzetiyor: 'Güzel görünüyor ama son derece kırılgan. Taraflardan birinin iç siyasetindeki bir sarsıntı, her şeyi başa sarabilir.' Gerçekten de hem Washington'da Kongre'deki şahin kanat, hem de Tahran'da Devrim Muhafızları'nın anlaşmaya mesafeli olduğu biliniyor. İran'da 2025'teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformist kanadın zayıf kalması, anlaşmanın iç onay sürecini zorlaştırabilir.
ABD'de ise 2026 ara seçimleri yaklaşırken, Trump'ın bu diplomatik başarıyı iç politikada nasıl kullanacağı merak konusu. Beyaz Saray, anlaşmanın 'askeri müdahaleye gerek kalmadan İran'ı dizginlediğini' savunuyor. Ancak muhalefetteki Demokratlar, anlaşmanın İran'ın bölgesel yayılmacılığını durdurmakta yetersiz kalacağını iddia ediyor. Eski Dışişleri Bakanı John Kerry'nin 'Nükleer anlaşma bir başlangıçtı, bu ise sadece bir ateşkes' sözleri, Washington'daki şüpheci havayı yansıtıyor.
Vekalet savaşları bitecek mi?
Anlaşmanın belki de en muğlak kısmı, İran'ın bölgedeki askeri varlığını ve vekil güçlere desteğini düzenleyen maddeler. Metinde İran'ın 'bölgesel istikrarı bozacak faaliyetlerden kaçınması' gibi genel ifadeler yer alıyor. Ancak Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Irak'taki Haşdi Şabi gruplarına yönelik somut bir kısıtlama bulunmuyor. Uzmanlar, İran'ın ekonomik rahatlamayla birlikte bu gruplara finansmanı artırabileceği uyarısında bulunuyor. Bu belirsizlik, anlaşmanın uzun vadeli başarısının önündeki en büyük engel olarak görülüyor.
Sonuç olarak, Trump'ın İran anlaşması, Orta Doğu'da yeni bir sayfa açma potansiyeli taşısa da, birçok soru işaretini beraberinde getiriyor. Nükleer programın sınırlandırılması ve ekonomik yaptırımların hafiflemesi, bölgesel barış için bir fırsat penceresi aralıyor. Ancak bu pencerenin ne kadar süre açık kalacağı, tarafların karşılıklı güven inşa etme kapasitesine bağlı olacak. Dünya, Tahran ve Washington'un bu kırılgan dengeyi koruyup koruyamayacağını nefesini tutarak izliyor.
