Şırnak'ın Cizre ilçesinde geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen ve bölgedeki iş dünyasının ağır toplarını bir araya getiren zirve, 'silahsızlanma' tartışmalarının gölgesinde kalan kritik bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Kalıcı barışın inşası, sağlam bir ekonomik zemine dayanmak zorunda. Cizre Ticaret ve Sanayi Odası (CTSO) ile Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'nın (DTSO) ev sahipliğinde gerçekleşen Demokratik Gelişim Zirvesi, 2026 yılının ilk yarısında bölgede yatırım iştahının arttığı bir dönemde, iş insanlarının beklentilerini net bir şekilde ortaya koydu.
Toplantıya katılan sanayiciler ve ticaret erbabı, son iki yılda sağlanan sükunet ortamının ekonomik verilere henüz istenen düzeyde yansımadığını, ancak 2026 itibarıyla özellikle sınır ticaretinde ve tarıma dayalı sanayide ciddi bir hareketlenme başladığını vurguladı. Zirvenin ana gündem maddesi, Habur Sınır Kapısı'nın modernizasyonu ve Irak ile Suriye'ye açılan yeni ticaret koridorlarının bölge ekonomisine olası katkıları oldu.
Bölgenin kayıp yılları ve 2026 perspektifi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi, 1980'lerden bu yana süren çatışmalı ortamın ekonomik maliyetini derinden hissetti. Bölgede kişi başına düşen milli gelir, Türkiye ortalamasının belirgin şekilde altında seyrederken, özel sektör yatırımları güvenlik endişeleri nedeniyle uzun yıllar bölgeye çekimser yaklaştı. Ancak 2024'te başlayan normalleşme adımları ve 2025'te ivme kazanan diyaloğun, 2026 yılına gelindiğinde iş dünyasında 'temkinli bir iyimserlik' yarattığı gözlemleniyor.
CTSO Başkanı'nın zirvede verdiği bilgilere göre, Şırnak bölgesinde 2025 yılında kayıtlı işletme sayısı bir önceki yıla göre yüzde 12 artış gösterdi. Bu artışın 2026'nın ilk altı ayında yüzde 8 daha yükseldiği belirtiliyor. Özellikle genç girişimcilerin bölgede kalma ve yatırım yapma konusundaki istekliliği, barış ortamının sürdürülebilirliğine olan inancın bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Zirvede sıkça dile getirilen 'ekonomik barış' kavramı, sadece çatışmasızlık halini değil, aynı zamanda üretim, istihdam ve refahın adil dağılımını da içeren kapsamlı bir vizyonu işaret ediyor.
Sınır ticaretinde yeni dönemin ayak sesleri
Habur Sınır Kapısı, Türkiye'nin Irak'a açılan en stratejik ticari geçiş noktası olma özelliğini koruyor. 2025 yılında bu kapıdan gerçekleşen ticaret hacmi 15 milyar dolar seviyesine ulaşırken, 2026 projeksiyonları 18 milyar doları işaret ediyor. Zirvede konuşan lojistik sektörü temsilcileri, sınır kapısındaki fiziki altyapının iyileştirilmesi ve dijital gümrük uygulamalarının devreye alınmasıyla bekleme sürelerinin önemli ölçüde azaldığını, bunun da ihracatçıya ciddi bir rekabet avantajı sağladığını ifade etti.
Suriye ile normalleşme sürecinin ticarete yansımaları da zirvenin önemli başlıkları arasındaydı. 2026 yılında Suriye'nin yeniden imarına yönelik uluslararası fonların harekete geçmesiyle, Güneydoğu Anadolu'daki inşaat malzemeleri, gıda ve lojistik sektörlerinin önemli fırsatlar yakalayabileceği değerlendiriliyor. Diyarbakır TSO yetkilileri, kentteki sanayicilerin Suriye pazarına yönelik üretim kapasitelerini artırmak için şimdiden harekete geçtiğini belirtti.
Demokratik Gelişim Zirvesi'nden çıkan somut talepler
Zirvenin sonuç bildirgesinde, iş dünyasının Ankara'dan beklentileri dört ana başlık altında toplandı. Bunlardan ilki, bölgeye yönelik teşvik sisteminin 6. Bölge kapsamındaki avantajlarının genişletilerek devam ettirilmesi. İkincisi, sınır ticaretinde bürokratik engellerin azaltılması ve gümrük kapılarının 7/24 esasına göre çalışacak şekilde modernize edilmesi. Üçüncü talep, tarım ve hayvancılıkta katma değerli üretime geçiş için özel kredi paketlerinin oluşturulması. Dördüncü ve en kritik başlık ise, nitelikli iş gücünün bölgede tutulabilmesi için eğitim altyapısına yatırım yapılması.
İş insanları, özellikle genç nüfusun bölgeden göç etmesinin önüne geçilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bölgenin demografik yapısına bakıldığında, nüfusun yaklaşık yüzde 40'ının 25 yaş altı olduğu görülüyor. Bu genç nüfus, doğru politikalarla yönlendirildiğinde bölgenin en büyük kalkınma dinamosu olma potansiyeli taşıyor. Zirvede konuşan bir sanayici, 'Barış sadece silahların susması değil, fabrika bacalarının tütmesidir' sözleriyle salonun alkışını topladı.
Kadın girişimcilerin yükselen rolü
Zirvenin dikkat çeken oturumlarından biri de kadın girişimcilerin bölge ekonomisindeki artan ağırlığına ayrıldı. Son beş yılda Güneydoğu'da kadın kooperatiflerinin sayısı üç katına çıkarken, bu kooperatiflerin toplam cirosu 2025 yılı sonunda 500 milyon TL barajını aştı. 2026 yılı itibarıyla bu rakamın 750 milyon TL'ye ulaşması bekleniyor. Özellikle yöresel gıda ürünleri, el dokuması ve tekstil alanlarında faaliyet gösteren kadın girişimciler, e-ticaret platformları aracılığıyla Türkiye geneline ve yurt dışına açılma konusunda önemli mesafe kat etmiş durumda.
Kadın istihdamının artmasının, toplumsal barışa doğrudan katkı sunduğuna dikkat çeken uzmanlar, ekonomik bağımsızlığını kazanan kadınların aile içi karar mekanizmalarında daha etkin rol aldığını ve çocukların eğitimine yapılan yatırımın arttığını vurguluyor. Bu durum, sürdürülebilir barışın uzun vadeli toplumsal dönüşümle mümkün olabileceği tezini güçlendiriyor.
Barış ekonomisinin finansmanı ve uluslararası boyut
Zirvede ele alınan bir diğer kritik konu, barış sürecinin ekonomik maliyetinin nasıl finanse edileceğiydi. Dünya Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) gibi uluslararası finans kuruluşlarının, çatışma sonrası bölgelerin kalkınması için özel fonlar ayırdığı biliniyor. 2025 yılında Dünya Bankası'nın Türkiye'deki kırılgan bölgelere yönelik onayladığı 500 milyon dolarlık kalkınma kredisi, 2026'da kullanıma girmeye başladı. Bu kaynağın önemli bir kısmının Güneydoğu'daki KOBİ'lere ve altyapı projelerine aktarılması planlanıyor.
Avrupa Birliği'nin IPA fonları kapsamında bölgeye ayırdığı kaynaklar da masaya yatırıldı. Ancak iş dünyası temsilcileri, bu fonların kullanımında karşılaşılan bürokratik engellerin azaltılması gerektiğini, aksi takdirde ayrılan kaynakların önemli bir kısmının atıl kaldığını dile getirdi. Zirvede, uluslararası fonların yerel aktörlerle daha etkin koordinasyon içinde kullanılması için bir 'Bölgesel Kalkınma İzleme Komitesi' kurulması önerisi de tartışmaya açıldı.
Irak ve Suriye ile ekonomik entegrasyon fırsatları
Bölge iş dünyasının en büyük heyecan duyduğu başlıklardan biri, Irak ve Suriye ile geliştirilecek ekonomik entegrasyon projeleri. Irak'ın yeniden imarı sürecinde Türk müteahhitlik sektörünün aldığı pay ve sınır ticaretinin hacmi göz önüne alındığında, Cizre'nin stratejik konumu daha da önem kazanıyor. 2026 yılında Irak hükümetinin açıkladığı 100 milyar dolarlık altyapı yatırım planı, bölgedeki lojistik, inşaat ve enerji sektörleri için dev bir pazar vaat ediyor.
Suriye'de ise siyasi normalleşmenin sağlanması durumunda, Halep'ten Cizre'ye uzanan tarihi ticaret yolunun yeniden canlandırılabileceği belirtiliyor. Bu güzergah, sadece iki ülke arasındaki ticareti değil, Körfez ülkelerinden Avrupa'ya uzanan daha geniş bir ekonomik koridorun parçası olma potansiyeli taşıyor. Zirveye katılan uzmanlar, barış ortamının kalıcı hale gelmesiyle bölgenin bir 'lojistik üs' haline gelebileceğini öngörüyor.
Sivil toplum ve iş dünyasının ortak sorumluluğu
Cizre'deki zirvenin belki de en çarpıcı çıktısı, barış inşasının sadece siyasetçilerin ya da güvenlik bürokrasisinin işi olmadığı, iş dünyası ve sivil toplumun da bu süreçte aktif rol alması gerektiği yönündeki ortak kanaatti. Katılımcılar, ekonomik kalkınma olmadan sağlanacak bir sessizliğin kırılgan olmaya mahkum olduğunu, kalıcı barışın ise refahın tabana yayılmasıyla mümkün olabileceğini defalarca vurguladı.
Toplantıda, bölgedeki iş insanlarının barış sürecine destek için bir 'Ekonomik Barış Platformu' oluşturma kararı alması, zirvenin somut çıktılarından biri oldu. Platformun, bölgedeki yatırım fırsatlarını ulusal ve uluslararası kamuoyuna tanıtmak, genç girişimcilere mentorluk desteği sağlamak ve Ankara ile yerel aktörler arasında bir köprü vazifesi görmek gibi işlevler üstlenmesi planlanıyor. Bu girişim, 2026 yılında Türkiye'nin en kritik meselelerinden biri olan terörle mücadele ve demokratikleşme dengesinde, ekonomik aklın ne kadar belirleyici olabileceğinin de bir göstergesi olarak okunuyor.
Sonuç olarak, Cizre'den yükselen ses net: Barış sadece bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bir refah ve kalkınma projesidir. Bölge insanının bu projeye inanması ve sahip çıkması için, ekonomik getirilerin somut biçimde hissedilmesi gerekiyor. 2026 yılı, bu anlamda kritik bir eşik; ya kazanımlar kalıcı hale gelecek ya da fırsat penceresi bir kez daha kapanacak.
