Küresel piyasalar, 20 Temmuz 2026 haftasına ABD ile İran arasında Basra Körfezi'nde tırmanan askeri gerilimin gölgesinde başladı. Hafta sonu İran Devrim Muhafızları'na ait bir insansız hava aracının, Umman Körfezi'nde seyreden bir ABD Donanması destroyerine 50 metre mesafeye kadar yaklaşmasıyla tetiklenen kriz, Asya seansının açılışıyla birlikte tüm varlık sınıflarında sert satış dalgasına yol açtı. Tokyo'dan Londra'ya, İstanbul'dan New York'a kadar tüm borsalarda riskten kaçış eğilimi hakim olurken, yatırımcıların gözü Tahran ve Washington'dan gelecek yeni açıklamalara çevrildi.
Borsa İstanbul'da sert satış dalgası ve Türk yatırımcısının refleksleri
Haftanın ilk işlem gününde Borsa İstanbul, Asya piyasalarından gelen negatif sinyallerin etkisiyle güne yüzde 2,8'i aşan bir düşüşle başladı. BIST 100 endeksi, açılışın ardından ilk iki saat içinde 8.750 puan seviyesinin altına kadar gerileyerek son altı ayın en düşük seviyesini test etti. Özellikle havacılık, turizm ve bankacılık sektörlerindeki kayıplar dikkat çekerken, Türk Hava Yolları hisselerinde gün içi kayıp yüzde 5'i aştı. Piyasa uzmanları, bu sert düşüşün arkasında yalnızca küresel gerilimin değil, aynı zamanda Türkiye'nin İran ile olan enerji bağımlılığı ve coğrafi yakınlığının yarattığı ek risk priminin de etkili olduğunu belirtiyor.
Gedik Yatırım Araştırma Müdürü Ali Kerim Akkoyunlu, konuyla ilgili değerlendirmesinde, “Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde her zaman ilk satış dalgasıyla karşılaşan pazarlar oluyor. Orta Doğu'daki her kriz, İstanbul için sadece bölgesel bir mesele değil, doğrudan bir ekonomik tehdit anlamına geliyor,” ifadelerini kullandı. Yatırımcıların güvenli liman arayışıyla dövize yönelmesi sonucu dolar/TL kuru 34,50 seviyesinin üzerine çıkarak yeni bir zirveyi gördü. Merkez Bankası'nın piyasaya dolaylı müdahaleleri ise şimdilik sınırlı bir etki yaratabildi.
Enerji maliyetleri ve cari açık üzerindeki baskı
Türkiye ekonomisinin en kırılgan noktalarından biri olan enerji ithalatı, Basra Körfezi'ndeki gerilimin tırmanmasıyla birlikte yeniden gündemin üst sıralarına yerleşti. Brent petrolün varil fiyatının 102 dolar seviyesine kadar yükselmesi, Türkiye'nin aylık enerji faturasına en az 1,5 milyar dolarlık ek bir yük getirebileceği hesaplanıyor. Enerji Piyasaları Uzmanı Dr. Emre Yılmaz, “Mevcut durumda petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, Türkiye'nin cari açığına yıllık bazda yaklaşık 4,5 milyar dolar ek maliyet olarak yansıyor. Bu da zaten kırılgan olan döviz rezervlerimiz üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor,” dedi.
Sanayi üretiminin enerji yoğun sektörlerinde faaliyet gösteren şirketler, maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtmakta zorlanırken, İstanbul Sanayi Odası'nın temmuz ayı ilk yarı verileri üretim maliyetlerindeki artışın hızlandığını ortaya koydu. Özellikle petrokimya, lojistik ve gübre sektörlerinde maliyet baskısının önümüzdeki çeyrekte enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir risk oluşturacağı belirtiliyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri ise şu aşamada ek bir bütçe revizyonuna gerek olmadığını, ancak gelişmelerin yakından takip edildiğini ifade etti.
Küresel güvenli limanlara akış hızlandı, altın rekor kırdı
ABD ve İran arasındaki gerilimin tırmanması, uluslararası yatırımcıları klasik güvenli limanlara yönlendirdi. Altının ons fiyatı, Asya seansında 2.780 doları aşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. İsviçre frangı ve Japon yeni gibi geleneksel sığınak para birimleri değer kazanırken, ABD 10 yıllık Hazine tahvillerinin faizi yüzde 3,65'e kadar geriledi. Bu hareketler, piyasalardaki korku endeksi olarak bilinen VIX'in yüzde 40'ın üzerine çıkarak son iki yılın zirvesini görmesiyle paralellik taşıyor.
Singapur merkezli OCBC Bankası Döviz Stratejisti Christopher Wong, “Piyasalar şu anda en kötü senaryoyu fiyatlıyor. Hürmüz Boğazı'nda olası bir kapanma ya da askeri çatışma riski, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sini tehdit ediyor. Bu da sadece enerji piyasalarını değil, tüm küresel tedarik zincirini felç edebilecek bir senaryo,” değerlendirmesinde bulundu. Avrupa borsalarında da durum farklı değil; FTSE 100 yüzde 1,8, DAX 40 yüzde 2,2 ve CAC 40 yüzde 2,5 düşüşle işlem görüyor. Savunma sanayii hisseleri ise bu kaotik ortamda pozitif ayrışan nadir sektörlerden biri olarak dikkat çekiyor.
Merkez bankalarının acil durum planları ve likidite önlemleri
Küresel finans sisteminin kalbi konumundaki merkez bankaları, gelişmeler karşısında harekete geçmeye hazırlanıyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, acil bir toplantı yapılabileceğinin sinyalini verirken, ABD Merkez Bankası (Fed) yetkilileri piyasalara gerekli likiditenin sağlanacağına dair güvence verdi. Japonya Merkez Bankası ise tahvil alım programını geçici olarak artırabileceğini duyurdu. Bu koordineli mesajlar, 2008 küresel finans krizi ve 2020 pandemi dönemindeki merkez bankası müdahalelerini anımsatıyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da swap ihaleleri ve rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla piyasadaki döviz likiditesini dengelemeye çalışıyor. Bankacılık kaynakları, TCMB'nin bugün itibarıyla kamu bankaları aracılığıyla yaklaşık 1,5 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirdiğini belirtiyor. Ancak ekonomistler, jeopolitik risklerin devam etmesi halinde bu tür müdahalelerin etkisinin sınırlı kalacağı konusunda uyarıyor. Piyasalar şimdi, 2026 yılının ikinci yarısında küresel büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edilip edilmeyeceğini sorguluyor.
Ankara'nın diplomatik denge politikası ve ekonomik yansımaları
Türkiye, İran ile ABD arasındaki gerilimde geleneksel denge politikasını sürdürmeye çalışırken, bu durumun ekonomik maliyeti her geçen gün artıyor. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, taraflara itidal çağrısı yapılırken, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini sağlamak için alternatif rotalar üzerinde çalıştığı belirtildi. Azerbaycan ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi üzerinden gelebilecek ek petrol ve doğalgaz sevkiyatları için görüşmelerin hızlandırıldığı ifade ediliyor. Enerji Bakanlığı yetkilileri, Türkiye'nin stratejik petrol rezervlerinin mevcut tüketim hızıyla yaklaşık 90 gün yetecek seviyede olduğunu, ancak uzun süreli bir kriz senaryosuna karşı rezervlerin takviye edildiğini kaydetti.
Ekonomi yönetimi ise bir yandan piyasalardaki dalgalanmayı kontrol altına almaya çalışırken, diğer yandan 2026 yılı için belirlenen yüzde 4,5 büyüme hedefinin risk altında olduğunu kabul ediyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, geçtiğimiz hafta yayımladığı raporda Türkiye'nin jeopolitik risklere karşı kırılganlığının arttığına dikkat çekmişti. Turizm sektörü ise bir başka endişe kaynağı; Akdeniz çanağındaki gerilimin, özellikle Antalya ve Muğla gibi bölgelere yönelik yabancı turist rezervasyonlarını olumsuz etkilemeye başladığı bildiriliyor. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), temmuz ayı için öngörülen yüzde 15'lik büyüme tahminini şimdiden yüzde 8'e revize etmiş durumda.
Borsa oyuncuları için kritik hafta ve beklentiler
Yatırımcılar için bu hafta, jeopolitik gelişmelerin yanı sıra yoğun bir veri takvimini de beraberinde getiriyor. Çarşamba günü açıklanacak ABD enflasyon verileri ve perşembe günkü Avrupa Merkez Bankası faiz kararı, piyasaların yönü üzerinde belirleyici olacak. İçeride ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın perşembe günü açıklayacağı faiz kararı büyük önem taşıyor. Piyasa beklentisi, TCMB'nin politika faizini yüzde 45 seviyesinde sabit tutması yönünde olsa da, jeopolitik risklerin artması halinde sıkılaştırıcı bir sürpriz adım gelebileceği konuşuluyor.
Analistler, BIST 100 endeksi için 8.500 puan seviyesinin kritik bir destek konumunda olduğunu, bu seviyenin altında kalıcı bir kapanışın satış baskısını derinleştirebileceğini belirtiyor. Öte yandan, olası bir diplomatik çözüm ya da ateşkes haberinin piyasalarda sert bir rahatlama rallisine yol açabileceği de vurgulanıyor. 2026 yılının bu noktasında, küresel ekonominin kırılganlığı ve Orta Doğu'daki barut fıçısının ağzına kadar dolu olması, yatırımcıları temkinli olmaya zorluyor. Bugün alınan riskten kaçış pozisyonlarının, önümüzdeki günlerde diplomasiden gelecek haberlere bağlı olarak hızla tersine dönebileceği bir dönemin eşiğinde olduğumuz aşikar.
