Akışa DönHaberler

Küresel ekonomi haftasında piyasaları bekleyen 5 kritik gelişme

Deloitte'un küresel ekonomi ekibi bu hafta dünya piyasalarını etkileyecek faiz kararları, enflasyon verileri ve jeopolitik gelişmeleri mercek altına aldı. ABD…

7 dk okuma0 görüntüleme0 beğeniMefico News Editörü·
Aa
Küresel ekonomi haftasında piyasaları bekleyen 5 kritik gelişme

Küresel ekonomi sahnesinde bu hafta gözler merkez bankalarının faiz kararlarına ve kritik makroekonomik verilere çevrilmiş durumda. ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell'ın geçen haftaki şahin tonlu açıklamalarının ardından piyasalar, bu hafta açıklanacak verilerle birlikte faiz indirimi zamanlamasına dair daha net ipuçları arıyor. Deloitte'un küresel ekonomi ekibinin hazırladığı haftalık değerlendirmede, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomileri yakından ilgilendiren beş ana başlık öne çıkıyor.

Merkez bankaları cephesinde kritik hafta: Piyasalar ne bekliyor?

Bu hafta küresel piyasaların en önemli gündem maddesi, İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) perşembe günü açıklayacağı faiz kararı. İngiltere'de yıllık enflasyonun mayıs ayında yüzde 2,0 seviyesine gerilemesi, BoE üzerindeki faiz indirimi baskısını artırmış durumda. Ancak Deloitte ekonomistleri, özellikle hizmet sektörü enflasyonundaki katılığın ve ücret artışlarındaki direncin, bankanın temkinli duruşunu korumasına neden olacağını öngörüyor. Piyasa beklentisi, BoE'nin politika faizini yüzde 5,25 seviyesinde sabit tutması yönünde.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) cephesinde ise Başkan Christine Lagarde'ın hafta boyunca yapacağı konuşmalar takip edilecek. ECB'nin haziran ayındaki 25 baz puanlık faiz indiriminin ardından temmuz ayında bir değişiklik beklenmezken, Lagarde'ın eylül toplantısına dair vereceği sinyaller piyasalar açısından belirleyici olacak. Almanya, Fransa ve İtalya gibi Euro Bölgesi'nin büyük ekonomilerinde imalat sektörü PMI verilerinin zayıf seyretmeye devam etmesi, ECB'nin önümüzdeki aylarda yeni bir gevşeme adımı atma olasılığını güçlendiriyor.

Fed'in faiz politikası ve ABD verilerinin önemi

ABD tarafında ise Fed'in temmuz ayı sonundaki toplantısı öncesinde bu hafta açıklanacak ikinci çeyrek büyüme verileri ve çekirdek PCE enflasyon göstergesi kritik önem taşıyor. Deloitte analistleri, ABD ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 1,8 civarında büyüdüğüne işaret eden öncü göstergelerin, Fed'in 'yumuşak iniş' senaryosunu desteklediğini belirtiyor. Ancak çekirdek PCE'nin yıllık bazda hala yüzde 2,6 seviyesinde seyretmesi, faiz indirimi için eylül ayının en erken takvim olabileceğine işaret ediyor.

Çin ekonomisinde toparlanma sinyalleri ve Asya piyasalarına yansımaları

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin'de bu hafta açıklanacak sanayi kârları ve PMI verileri, ekonominin ikinci çeyrekteki performansına dair önemli ipuçları sunacak. Çin hükümetinin emlak sektörüne yönelik kurtarma paketleri ve altyapı yatırımlarını hızlandırma çabalarına rağmen, iç talepteki zayıflık ve genç işsizliğindeki yüksek seyir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Deloitte ekonomistleri, Çin'in 2026 yılı için belirlediği yüzde 5 büyüme hedefinin tutturulabilmesi için ek mali teşviklerin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.

Asya'nın bir diğer önemli ekonomisi Japonya'da ise Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi verileri yakından izlenecek. Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) negatif faiz politikasından çıkış sürecinde atacağı adımlar, sadece Asya piyasalarını değil, küresel tahvil piyasalarını da etkileme potansiyeline sahip. Yen'in dolar karşısındaki değer kaybının sürmesi, Japon ihracatçılar için avantaj sağlarken, ithalat maliyetlerini artırarak iç talebi baskılıyor. BOJ'un temmuz ayı toplantısında faiz artırımına gidebileceği yönündeki spekülasyonlar, piyasalarda oynaklığı artıran bir diğer faktör.

Türkiye için Asya ekonomilerindeki gelişmelerin anlamı

Türkiye açısından bakıldığında, Çin ve Japonya'daki ekonomik gelişmeler dolaylı ancak önemli etkiler yaratıyor. Çin'deki talep daralması, Türkiye'nin Asya pazarına yönelik ihracat hedeflerini zorlaştırırken, Japonya'daki para politikası değişiklikleri küresel risk iştahını ve sermaye akımlarını etkileyebilir. Türk ihracatçılar için Asya pazarında rekabetçi kalabilmek adına kur avantajının korunması ve katma değerli üretime geçişin hızlandırılması gerektiği uzmanlarca sıkça dile getiriliyor.

Emtia piyasalarında dalgalanma: Petrol ve altında yön arayışı

Küresel emtia piyasalarında bu hafta gözler petrol fiyatlarındaki seyir ve altının ons fiyatındaki hareketlilikte olacak. Brent petrolün varil fiyatı, Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin tırmanması ve OPEC+ ülkelerinin üretim kısıntılarını sürdürme kararlılığıyla birlikte 85 dolar seviyesinin üzerinde tutunmaya çalışıyor. Deloitte analistleri, küresel talepteki toparlanmanın yavaş seyretmesine rağmen arz tarafındaki kısıtlamaların fiyatları yukarı yönlü desteklediğini belirtiyor.

Altın piyasasında ise Fed'in faiz indirimi beklentileri ve merkez bankalarının altın alımlarını artırması, ons fiyatının 2 bin 300 doların üzerinde kalmasını sağlıyor. Çin Merkez Bankası'nın rezerv çeşitlendirme stratejisi kapsamında altın alımlarına devam etmesi ve Hindistan'da düğün sezonu öncesi fiziksel talebin canlanması, sarı metal için destekleyici unsurlar arasında. Türkiye'de ise yurt içi altın fiyatları, dolar/TL kurundaki hareketlilik ve küresel ons fiyatındaki değişimlerin bileşik etkisiyle yatırımcıların radarında olmaya devam ediyor.

Enerji arz güvenliği ve jeopolitik riskler

Enerji piyasalarındaki bir diğer kritik başlık ise Avrupa'nın doğal gaz arz güvenliği. Ukrayna üzerinden geçen Rus gazı transit anlaşmasının yıl sonunda sona erecek olması, Avrupa ülkelerini alternatif tedarik yolları arayışına itiyor. Bu durum, Türkiye'nin enerji koridoru olma stratejisi açısından yeni fırsatlar barındırırken, küresel LNG piyasasındaki fiyat dalgalanmaları da yakından izlenmesi gereken bir risk faktörü olarak öne çıkıyor.

Gelişmekte olan piyasalarda sermaye akımları ve risk iştahı

Gelişmekte olan piyasalara yönelik sermaye akımları, Fed'in faiz indirimi zamanlamasına dair belirsizliklerin gölgesinde dalgalı bir seyir izliyor. Deloitte'un takip ettiği verilere göre, gelişmekte olan ülke hisse senedi fonlarına geçen hafta yaklaşık 2,3 milyar dolarlık giriş yaşanırken, tahvil fonlarından sınırlı çıkışlar gözlendi. Bu ayrışma, yatırımcıların gelişmekte olan piyasalarda seçici davrandığını ve risk iştahının henüz tam anlamıyla toparlanmadığını gösteriyor.

Türkiye özelinde ise yabancı yatırımcı ilgisi, uygulanan sıkı para politikası ve enflasyonla mücadelede atılan adımların kredibilitesine bağlı olarak şekilleniyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın politika faizini yüzde 50 seviyesinde tutmaya devam etmesi ve enflasyon beklentilerindeki iyileşme, carry trade işlemleri için cazip bir ortam sunuyor. Ancak Deloitte ekonomistleri, küresel risk iştahındaki ani değişimlerin ve jeopolitik gelişmelerin, Türkiye gibi kırılganlıkları bulunan ekonomiler üzerinde baskı yaratabileceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye'nin ekonomi yönetimi ve uluslararası yatırımcı güveni

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'ye yönelik değerlendirmeleri ve yabancı yatırımcılarla yapılan temaslar, bu hafta da ekonomi gündeminin önemli bir parçasını oluşturuyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın yürüttüğü yatırımcı görüşmeleri ve yapısal reformlara dair atılacak somut adımlar, uzun vadeli sermaye girişlerinin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olacak. Türkiye'nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) geçen yıla kıyasla önemli ölçüde gerileyerek 300 baz puanın altına inmiş olsa da, benzer kredi notuna sahip ülkelere kıyasla hala yüksek seyrediyor.

Küresel ticarette korumacılık rüzgarları ve tedarik zinciri dönüşümü

Küresel ticaret sisteminde artan korumacılık eğilimleri, bu hafta da ekonomi gündeminin üst sıralarında yer alıyor. ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimlerinin teknoloji sektöründen elektrikli araçlara, çip üretiminden yeşil enerji ekipmanlarına kadar geniş bir yelpazeye yayılması, küresel tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmayı hızlandırıyor. Avrupa Birliği'nin Çin menşeli elektrikli araçlara uyguladığı ek gümrük vergileri ve ABD'nin çip ihracatına getirdiği kısıtlamalar, şirketleri üretim üslerini çeşitlendirmeye zorluyor.

Deliotte'un tedarik zinciri analizine göre, 'nearshoring' ve 'friendshoring' olarak adlandırılan, üretimin coğrafi olarak yakın veya dost ülkelere kaydırılması stratejileri hız kazanıyor. Meksika, Vietnam, Hindistan ve Polonya gibi ülkeler bu dönüşümden en fazla payı alan destinasyonlar arasında. Türkiye ise coğrafi konumu, genç nüfusu ve gelişmiş sanayi altyapısıyla bu yeniden yapılanma sürecinde önemli bir alternatif olarak konumlanmaya çalışıyor. Özellikle Avrupa pazarına yakınlık avantajı ve Gümrük Birliği ilişkisi, Türkiye'nin tedarik zinciri dönüşümünden pay alma potansiyelini artıran unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Yeşil dönüşümün ticaret politikalarına etkisi

Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) başta olmak üzere, yeşil dönüşüm odaklı ticaret politikaları da küresel ticaretin şekillenmesinde giderek daha belirleyici hale geliyor. Türkiye'nin ihracatının yaklaşık yüzde 40'ını gerçekleştirdiği AB pazarında rekabetçi kalabilmesi için yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandırması gerektiği, ekonomi çevrelerinde sıkça vurgulanan bir konu. Bu hafta Brüksel'de yapılacak Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog toplantısında da SKDM'nin Türkiye'ye etkileri ve olası işbirliği alanlarının masaya yatırılması bekleniyor.

Küresel ekonomi bu hafta merkez bankalarının yönlendirmeleri, kritik veri akışı ve jeopolitik gelişmelerin gölgesinde şekillenmeye devam edecek. Deloitte ekonomistlerinin vurguladığı gibi, belirsizliklerin yüksek olduğu bu dönemde yatırımcıların ve politika yapıcıların veri odaklı ve esnek stratejiler benimsemesi her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Önümüzdeki haftalarda açıklanacak istihdam verileri ve merkez bankası toplantı tutanakları, piyasaların yönü açısından belirleyici olacak.

⚙️ Bu içerik yapay zeka asistanı tarafından hazırlanmış ve Mefico News editörü tarafından denetlenmiştir.