Akışa DönHaberler

Kongo'da Ebola alarmı: Afrika'nın en hızlı yayılan salgınında bilanço ağırlaşıyor

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin doğusunda 15 Mayıs'ta ilan edilen Ebola salgını, 1406 doğrulanmış vaka ve 438 can kaybına ulaşarak Afrika tarihinin en hızlı…

7 dk okuma0 görüntüleme0 beğeniMefico News Editörü·
Aa
Kongo'da Ebola alarmı: Afrika'nın en hızlı yayılan salgınında bilanço ağırlaşıyor

Afrika kıtasının kalbinde yer alan Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (KDC) 15 Mayıs 2026'da ilan edilen Ebola salgını, yalnızca birkaç hafta içinde kıtanın en hızlı yayılan viral hemorajik ateş salgınına dönüştü. Doğrulanmış vaka sayısının 1406'ya, can kaybının ise 438'e ulaştığı bu kriz, bölgedeki çatışmalar ve toplumsal direnç nedeniyle kontrol altına alınamıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Afrika Birliği, salgının komşu ülkelere sıçrama riskine karşı bölge ülkelerini yüksek alarm durumuna geçirdi.

KDC'deki Salgını Benzersiz Kılan Dinamikler

KDC'nin doğusundaki Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde yoğunlaşan bu Ebola salgını, daha önce Batı Afrika'da 2014-2016 yılları arasında 11 binden fazla insanın ölümüne yol açan büyük salgından farklı dinamikler taşıyor. Geçen yıl (2025) sonunda bölgede keşfedilen yeni bir Ebola virüsü alt türü olduğu düşünülen patojen, kuluçka süresinin kısalığı ve bulaş hızının yüksekliğiyle bilim insanlarını şaşırtıyor. DSÖ Acil Durumlar Direktörü Dr. Michael Ryan, 2026 Haziran ayı başında yaptığı açıklamada, virüsün her hafta ortalama 180 yeni vaka ürettiğini ve bunun daha önceki salgınlarda görülmemiş bir yayılma hızı olduğunu vurguladı.

Salgının en kritik özelliği, bölgede 2024'ten bu yana süregelen silahlı çatışmaların tam ortasında patlak vermesi. Kuzey Kivu'da faaliyet gösteren 40'tan fazla silahlı grup, sağlık ekiplerinin güvenli erişimini neredeyse imkansız hale getiriyor. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütünün KDC misyon şefi Dr. Jean-Paul Nzambi, 'Güvenli olmayan bölgelerde temas takibi yapamıyoruz. Her bir doğrulanmış vaka için ortalama 15-20 temaslıya ulaşmamız gerekirken, bu sayı çatışma bölgelerinde 3-4'e düşüyor' diyerek durumun vahametini ortaya koyuyor.

Çatışma Bölgelerinde Sağlık Mücadelesi

KDC'nin doğusundaki sağlık çalışanları, yalnızca virüsle değil, aynı zamanda silahlı grupların tehditleriyle de mücadele ediyor. Mayıs 2026'da Beni kentinde bir Ebola tedavi merkezine düzenlenen saldırıda 3 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Bu olay, DSÖ'nün bölgedeki personelini kısmen tahliye etmesine yol açtı. Türkiye'nin Kinşasa Büyükelçiliği de bölgede görev yapan Türk yardım kuruluşlarının personeli için güvenlik uyarısı yayımladı.

Öte yandan, yerel halk arasında Ebola'ya dair yanlış inanışlar ve güvensizlik de mücadeleyi zorlaştırıyor. Bazı topluluklar, virüsün hükümet veya yabancı güçler tarafından kasıtlı olarak yayıldığına inanıyor. Bu durum, temas takibi ve aşılama çalışmalarına direnci artırıyor. DSÖ, toplum liderleri ve dini otoritelerle iş birliği yaparak bu güvensizliği kırmaya çalışsa da, sonuçlar sınırlı kalıyor.

Türkiye'nin Afrika Sağlık Krizlerindeki Artan Rolü

Türkiye, son yıllarda Afrika kıtasında sağlık diplomasisine ağırlık veren ülkelerin başında geliyor. 2026 yılı itibarıyla KDC'deki Ebola salgınına yönelik Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Türk Kızılayı, bölgeye toplam 2,5 milyon dolarlık acil yardım malzemesi ulaştırdı. Kişisel koruyucu ekipman, mobil laboratuvar konteynerleri ve ilaç sevkiyatını içeren bu yardımlar, özellikle Goma ve Beni kentlerindeki tedavi merkezlerine dağıtıldı. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, talep gelmesi halinde Türkiye'nin sahra hastanesi kurma kapasitesini de devreye sokabileceğini belirtiyor.

Ankara'nın bu hamlesi, yalnızca insani yardım boyutuyla değil, jeopolitik açılımlarıyla da dikkat çekiyor. Afrika Boynuzu ve Sahra Altı Afrika'da artan Türk nüfuzu, sağlık krizlerine müdahale kapasitesiyle pekişiyor. Somali'deki Recep Tayyip Erdoğan Hastanesi'nin ardından KDC'de de benzer bir kalıcı sağlık altyapısı kurulması ihtimali Ankara'da tartışılıyor. Türk dış politikası uzmanları, bu tür kriz anlarında gösterilen etkin müdahalenin, Türkiye'nin Afrika'daki 'oyun kurucu' imajını güçlendirdiğini vurguluyor.

Türk Firmalarının Tahliye Planları

KDC'de faaliyet gösteren Türk inşaat ve madencilik şirketleri, salgının yayılmasıyla birlikte acil durum planlarını devreye soktu. Özellikle Katanga ve Kuzey Kivu bölgelerinde maden çıkarma operasyonları yürüten firmalar, çalışanlarının bir kısmını başkent Kinşasa'ya tahliye etmeye başladı. Türkiye'nin Kinşasa Büyükelçiliği, bölgede yaklaşık 1200 Türk vatandaşının bulunduğunu ve gerekli durumlarda tahliye operasyonu için hazırlıkların tamamlandığını duyurdu.

Ekonomik boyutta ise, KDC'nin dünya kobalt üretiminin %70'ini karşıladığı düşünüldüğünde, salgının küresel tedarik zincirlerine etkisi de yakından izleniyor. Türkiye'nin elektrikli araç bataryası üretiminde kullanılan kobalt ithalatının önemli bir kısmı KDC'den geliyor. Sektör temsilcileri, salgının maden üretimini aksatması halinde küresel kobalt fiyatlarında %15-20 oranında bir artış yaşanabileceğini öngörüyor.

Küresel Sağlık Güvenliği ve DSÖ Tarihi Bir Sınavda

2026 yılı, küresel sağlık güvenliği mimarisinin test edildiği bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçiyor. KDC'deki Ebola salgını, DSÖ'nün 2025'te revize ettiği Uluslararası Sağlık Tüzüğü'nün (UST) ilk büyük sınavı niteliğinde. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Haziran 2026'da yaptığı basın toplantısında, 'Bu salgın, küresel toplumun salgın hazırlığına yaptığı yatırımların ne kadar yetersiz olduğunu bir kez daha gösterdi' itirafında bulundu. Örgüt, acil durum fonundan 45 milyon dolar serbest bırakırken, üye ülkelerden ek 120 milyon dolarlık kaynak talebinde bulundu.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), salgının kıtalararası yayılma riskini 'düşük' olarak değerlendirse de, Doğu Afrika ülkeleri için risk seviyesi 'yüksek' olarak belirlendi. Uganda, Ruanda ve Burundi sınırlarında tarama noktaları kuruldu. Ruanda, 2026 Haziran ayı sonunda KDC sınırındaki Rubavu bölgesinde şüpheli iki vakayı karantinaya aldığını açıkladı.

Aşı Tedarikinde Yaşanan Küresel Kriz

Salgının kontrol altına alınmasında en kritik araç olan Ebola aşısının tedarikinde ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Merck tarafından üretilen rVSV-ZEBOV aşısının küresel stokları, 2025 yılında Uganda'da yaşanan Sudan virüsü salgınında kısmen tüketilmişti. DSÖ, acil kullanım onayı verilen Johnson & Johnson'ın iki dozlu aşı rejimini devreye sokmaya çalışsa da, çatışma bölgelerinde iki dozun birden uygulanması lojistik bir kabusa dönüşmüş durumda. Şu ana kadar yaklaşık 180 bin kişi aşılanabildi, ancak DSÖ'nün hedefi en az 500 bin kişiye ulaşmak.

Türkiye'nin de aralarında bulunduğu G20 ülkeleri, aşı üretim kapasitesinin artırılması için Merck ile lisans anlaşmaları yapılmasını tartışıyor. Türk ilaç firması Koçak Farma, mRNA tabanlı bir Ebola aşısı için Faz 1 klinik denemelere başladığını 2026 Mayıs ayında duyurdu. Bu gelişme, gelecekteki salgınlara karşı Türkiye'nin aşı bağımsızlığı açısından stratejik önem taşıyor.

Afrika Birliği'nin 2026 Eylem Planı ve KDC'nin Yalnızlığı

Afrika Birliği (AfB), 2026 Şubat ayında kabul ettiği 'Afrika Salgın Hazırlık ve Müdahale Stratejisi'ni ilk kez KDC'deki Ebola salgınında uygulamaya koydu. Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Africa CDC), kıta genelinden 450 sağlık çalışanını bölgeye sevk etti. Ancak AfB'nin 100 milyon dolarlık acil durum fonu, salgının ilk 45 gününde neredeyse tamamen tükendi. AfB Başkanı Moussa Faki Mahamat, uluslararası toplumu 'Afrika'nın sağlık krizlerine karşı kronik ilgisizliğini' sona erdirmeye çağırdı.

KDC hükümeti ise, salgının merkezi olmasına rağmen uluslararası toplumdan yeterli desteği alamamaktan yakınıyor. KDC Sağlık Bakanı Dr. Samuel Roger Kamba, 'Batı Afrika'daki 2014-2016 salgınında uluslararası toplum 3,6 milyar dolar seferber etmişti. Bugün bizim için taahhüt edilen miktar 200 milyon doları bile bulmuyor' diyerek eşitsizliğe dikkat çekti. Bakan, özellikle Dünya Bankası ve IMF'den daha hızlı finansman serbest bırakılmasını talep ediyor.

Bölgesel Ekonomik Çöküş Riski

Salgının ekonomik etkileri, sağlık krizinin ötesine geçerek bölgesel bir ekonomik çöküş riskini gündeme getiriyor. Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde tarım ve madencilik faaliyetleri büyük ölçüde durma noktasına geldi. Sınır ticaretinin kısıtlanması, Uganda ve Ruanda'nın sınır bölgelerinde de gıda fiyatlarının %30'a varan oranlarda artmasına yol açtı. Dünya Gıda Programı (WFP), bölgede 2,4 milyon insanın acil gıda yardımına ihtiyaç duyduğunu ve bu sayının salgın nedeniyle 3,5 milyona çıkabileceğini bildiriyor.

2026 yılı itibarıyla KDC'nin doğusundaki insani kriz, çok katmanlı bir felakete dönüşmüş durumda: silahlı çatışmalar, yerinden edilme, gıda güvensizliği ve şimdi de ölümcül bir salgın. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), bölge için 2026 yılı insani yardım çağrısını 2,6 milyar dolara çıkardı. Ancak Temmuz 2026 itibarıyla bu miktarın yalnızca %28'i finanse edilebilmiş durumda. Uluslararası toplumun bu sessizliği, Afrika'da yeni bir 'unutulmuş kriz' yaratma riski taşıyor.

⚙️ Bu içerik yapay zeka asistanı tarafından hazırlanmış ve Mefico News editörü tarafından denetlenmiştir.