Orta Doğu'da gerilim hiç olmadığı kadar yüksek. İran'ın nükleer programı hızla ilerlerken, ABD'nin eski Başkanı Donald Trump'ın 'azami baskı' politikasının mirası hâlâ tartışılıyor. Atlantik Konseyi'nde kıdemli direktör olarak görev yapan stratejist William F. Wechsler, yayımladığı kapsamlı analizde, Washington yönetiminin Tahran konusunda doğru bildiği yanlışları ve atması gereken kritik adımları sıraladı. Wechsler'e göre, mevcut rotada devam etmek bölgeyi bir felakete sürükleyebilir.
Wechsler'in analizinin merkezinde, Trump'ın ilk başkanlık döneminde (2017-2021) imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) çekilme kararının yarattığı stratejik boşluk yer alıyor. Bu karar, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasına ve bölgesel vekalet savaşlarını şiddetlendirmesine yol açtı. 2026 yılı itibarıyla İran'ın nükleer eşiğe hiç olmadığı kadar yaklaştığı belirtiliyor.
Trump ve İran politikasının yanlış hesapları
William Wechsler, Başkan Trump'ın İran konusundaki bazı tespitlerinin doğru olduğunu kabul ediyor. Özellikle İran'ın balistik füze programının KOEP tarafından kapsanmaması ve anlaşmanın belirli maddelerinin 'gün batımı' sürelerine tabi olması, Batılı müttefikler tarafından da dile getirilen endişelerdi. Ancak Wechsler, bu sorunları çözmenin yolunun anlaşmayı tamamen çöpe atmak değil, daha kapsamlı bir müzakere süreci başlatmak olduğunu vurguluyor.
Trump yönetiminin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve ağır ekonomik yaptırımları yeniden devreye sokması, Tahran'da reform yanlısı kanadın elini zayıflattı. Wechsler'e göre bu hamle, İran'ın nükleer programını durdurmak bir yana, onu yeraltına itti ve uluslararası denetim mekanizmalarının etkisiz kalmasına neden oldu. 2026 yılında artık İran'ın nükleer kapasitesini tamamen yok etmek gibi askeri bir seçenek masada dursa da, bunun maliyeti on yıl öncesine kıyasla katlanarak arttı.
Yaptırımların başarısızlığı ve bölgesel sonuçlar
Analizde, 'azami baskı' politikasının İran ekonomisini küçültmeyi başardığı, ancak rejimin davranışlarını değiştiremediği belirtiliyor. İran, Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine yapılan saldırılar ve Husiler aracılığıyla Kızıldeniz'deki ticaret gemilerine yönelik tehditlerle asimetrik gücünü korudu. 2026 yılına gelindiğinde, İran'ın nükleer silah elde etmek için gerekli parçalanabilir malzemeyi birkaç hafta içinde üretebilecek kapasiteye ulaştığı tahmin ediliyor.
Orta Doğu'da yeni bir yol haritası arayışı
Wechsler, kusurlu bir anlaşmanın, hiç anlaşma olmamasından daha iyi olduğu tezini savunuyor. Kuzey Kore örneğini veren stratejist, Pyongyang'ın 2018'deki diplomatik açılımlar öncesinde nükleer silaha sahip olmasının, müzakerelerdeki elini nasıl güçlendirdiğini hatırlatıyor. İran'ın nükleer silaha sahip olmadan önce durdurulması gerektiğini belirten Wechsler, bunun için askeri operasyon yerine kapsamlı bir diplomatik çerçeve öneriyor.
Önerilen yol haritası, İran'ın sadece nükleer programını değil, bölgesel milis güçlerini ve balistik füze kapasitesini de masaya yatıran bir 'büyük pazarlık' fikrine dayanıyor. Bu yaklaşım, İsrail ve Körfez ülkelerinin güvenlik endişelerini de kapsayacak şekilde genişletilmiş bir güvenlik mimarisi öngörüyor. Ancak 2026 yılında, İsrail-Filistin çatışmasının derinleşmesi ve Rusya-Ukrayna savaşının küresel dengeleri sarsması, böyle bir anlaşma için zemin bulmayı zorlaştırıyor.
Diplomasi ve askeri seçenek arasındaki ince çizgi
Analizin en çarpıcı bölümlerinden biri, askeri müdahalenin sonuçlarına ayrılmış. Wechsler, İran'ın nükleer tesislerine yönelik sınırlı bir saldırının, programı sadece birkaç yıl geciktirebileceğini ancak İran halkını rejim etrafında birleştireceğini ve bölgesel bir savaşı tetikleyeceğini öne sürüyor. Bunun yerine, güçlü bir askeri caydırıcılık eşliğinde yürütülecek doğrudan müzakerelerin, hem ABD'nin hem de müttefiklerinin çıkarlarına daha uygun olduğu savunuluyor.
Türkiye'nin İran denklemi ve bölgesel rolü
Türkiye, İran ile Batı arasındaki gerilimde her zaman hassas bir denge politikası izledi. Komşusu İran ile enerji ve ticaret bağlarını korurken, aynı zamanda NATO müttefiki ABD ile güvenlik iş birliğini sürdürmeye çalıştı. Wechsler'in önerdiği yol haritası, Ankara için yeni fırsatlar ve riskler barındırıyor. Olası bir İran-ABD yakınlaşması, Türkiye'nin bölgesel enerji koridoru olma hedefini güçlendirebilirken, İran'a yönelik askeri bir operasyon Türkiye'nin doğu sınırlarında istikrarsızlığa yol açabilir.
2026 yılı itibarıyla Türkiye, Suriye ve Irak'ın kuzeyindeki askeri varlığı nedeniyle İran'ın vekil güçleriyle dolaylı bir rekabet içinde. Uzmanlar, Ankara'nın bu süreçte ara bulucu bir rol üstlenebileceğini, ancak bunun için Washington ve Tahran arasında güven tesis edilmesi gerektiğini belirtiyor. Türk dış politikası, İran'ın nükleer silah edinmesine karşı net bir tavır alırken, aynı zamanda yaptırımların Türkiye ekonomisine olan olumsuz etkilerini de göz önünde bulundurmak zorunda.
Enerji güvenliği ve ekonomik yansımalar
İran krizi derinleştikçe, küresel enerji piyasalarındaki dalgalanmalar Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. İran'dan doğal gaz ithal eden Türkiye, alternatif tedarik yolları arayışını hızlandırdı. Wechsler'in analizinde vurguladığı gibi, diplomatik bir çözüm sadece güvenliği değil, aynı zamanda ekonomik istikrarı da beraberinde getirecek. Bu nedenle Ankara'nın, Avrupa Birliği ve ABD ile koordineli bir şekilde Tahran'ı müzakere masasına çekme çabalarına destek vermesi kritik önem taşıyor.
Tehlikeli bir gelecekten kaçınmak için son çağrı
William Wechsler, analizini bir uyarıyla sonlandırıyor: Zaman daralıyor. İran'ın nükleer eşiğe her geçen gün biraz daha yaklaşması, hem bölgesel hem de küresel aktörler için hareket alanını kısıtlıyor. 2026 yazında, İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğini askıya alması, diplomatik kanalların neredeyse tamamen tıkandığı bir döneme girildiğini gösteriyor.
Wechsler, geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarılması gerektiğini söylüyor. Yanlış bir savaşın maliyeti, kusurlu bir anlaşmanın maliyetinden katbekat fazla olacaktır. Stratejiste göre, Washington'un yapması gereken, askeri seçeneği masada tutmakla birlikte, öncelikle güvenilir bir diplomatik teklifle Tahran'ın karşısına çıkmak. Bu teklif, İran'ın meşru güvenlik kaygılarını da dikkate alan, ancak nükleer silah edinme yolunu kalıcı olarak kapatan bir çerçeve sunmalı.
2026'nın geri kalanı, Orta Doğu'nun geleceğini belirleyecek kritik kararlara sahne olacak. Wechsler'in analizi, bu kararları verecek liderler için sadece bir uyarı değil, aynı zamanda bir yol haritası niteliği taşıyor.
