Akışa DönHaberler

Küresel açlık krizi derinleşiyor: 13 bölgede milyonlarca insan kıtlığın eşiğine sürükleniyor

Birleşmiş Milletler ve yardım kuruluşlarının son raporları, çatışma, iklim şokları ve ekonomik çöküşün tetiklediği açlık dalgasının önümüzdeki aylarda 13…

7 dk okuma0 görüntüleme0 beğeniMefico News Editörü·
Aa
Küresel açlık krizi derinleşiyor: 13 bölgede milyonlarca insan kıtlığın eşiğine sürükleniyor

Dünya genelinde zaten kırılgan olan gıda güvenliği dengeleri, önümüzdeki aylarda daha da bozulacak. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Gıda Programı'nın (WFP) ortaklaşa hazırladığı yeni bir rapor, çatışmaların, aşırı iklim olaylarının ve ekonomik darboğazların özellikle 13 kritik bölgede milyonlarca insanı açlıktan ölme riskiyle karşı karşıya bırakacağına dair çarpıcı veriler sunuyor. Raporda, Sudan ve Gazze'den Haiti ve Sahel kuşağına kadar uzanan geniş bir coğrafyada, insani yardım operasyonlarının yetersiz kalması durumunda kitlesel ölümlerin yaşanabileceği uyarısı yapılıyor.

Uluslararası toplumun dikkati büyük jeopolitik krizlere odaklanmışken, sahada sessiz ve derin bir felaket yaşanıyor. Rapora göre, 'yüksek endişe' seviyesindeki bölgelerde yaşayan insanlar sadece gıdaya erişmekte zorlanmıyor; aynı zamanda temiz su, sağlık hizmetleri ve barınma gibi en temel insani ihtiyaçlardan da yoksun durumda. Özellikle Sudan'da devam eden iç savaş ve Gazze'deki yıkım, bu bölgeleri kıtlığın en şiddetli hissedildiği yerler haline getirirken, iklim değişikliğinin yol açtığı kuraklıklar Doğu Afrika'da durumu içinden çıkılmaz bir noktaya taşıyor.

Sudan krizi: Dünyanın göz yumduğu en büyük açlık felaketi

Sudan, şu anda gezegenin en büyük insani krizine ev sahipliği yapıyor. Nisan 2023'te başlayan iç savaş, ülkeyi fiilen ikiye bölerken, tarım arazilerinin büyük bir kısmı çatışmalar nedeniyle kullanılamaz hale geldi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, ülke nüfusunun yarısından fazlası — yaklaşık 26 milyon insan — akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Özellikle Darfur bölgesindeki Zalingei ve El Ceneina kentlerinde durum kritik seviyeye ulaşmış durumda; yardım kuruluşları bu bölgelerde şimdiden kıtlık koşullarının oluştuğunu belirtiyor.

Sudan'da yaşanan trajedinin en çarpıcı yanı, uluslararası toplumun bu krize gösterdiği ilgisizlik. WFP yetkilileri, 2026 yılı için planlanan insani yardım fonlarının yalnızca yüzde 15'inin toplanabildiğini, bunun da milyonlarca insanın kaderini belirsizliğe sürüklediğini vurguluyor. Ülkenin doğusundaki Port Sudan üzerinden yapılan yardım sevkiyatları ise hem bürokratik engeller hem de çatışan tarafların keyfi uygulamaları nedeniyle sürekli aksıyor. Uzmanlar, önümüzdeki üç ay içinde acil müdahale yapılmazsa, Sudan'da 1980'lerdeki Etiyopya kıtlığını andıran kitlesel ölümlerin yaşanabileceği konusunda uyarıyor.

Tarımsal üretimdeki çöküş ve yerinden edilme dalgası

Sudan'da açlığı tetikleyen en önemli faktörlerden biri, tarımsal üretimin neredeyse tamamen durma noktasına gelmesi. Ülkenin geleneksel tahıl ambarı olarak bilinen El Cezire eyaleti, çatışmaların merkez üssü haline gelince, milyonlarca dönüm verimli arazi ekilemedi. Çiftçiler ya silah altına alındı ya da yerlerinden edildi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, ülke içinde 11 milyondan fazla insan evini terk etmek zorunda kaldı; bu rakam, dünyadaki en büyük yerinden edilme krizlerinden birine işaret ediyor.

Yerinden edilen nüfusun büyük bir kısmı, komşu ülkeler Çad ve Güney Sudan'a sığınmış durumda. Ancak bu ülkeler de kendi gıda güvenliği sorunlarıyla boğuşuyor. Çad'ın doğusundaki mülteci kamplarında yetersiz beslenme oranları alarm verici seviyelere ulaşmışken, Güney Sudan'da sel felaketleri ve etnik çatışmalar zaten kırılgan olan yapıyı daha da zorluyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Sudan krizinin bölgesel bir felakete dönüşme riskine dikkat çekerek, komşu ülkelere yönelik yardımların da acilen artırılması gerektiğini belirtiyor.

Gazze'de açlık: Savaşın en sessiz silahı

Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana süren çatışmalar, bölgeyi modern tarihin en ağır insani felaketlerinden biriyle karşı karşıya bıraktı. İsrail'in uyguladığı abluka ve devam eden askeri operasyonlar nedeniyle, 2.3 milyonluk nüfusun neredeyse tamamı gıda yardımına bağımlı hale geldi. Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) verilerine göre, Gazze'deki nüfusun yüzde 95'i kriz seviyesinde veya daha kötü gıda güvensizliği yaşıyor. Özellikle kuzey bölgelerde, insani yardım konvoylarının geçişine izin verilmemesi nedeniyle durum her geçen gün ağırlaşıyor.

Gazze'deki açlık krizi, uluslararası hukuk açısından da ciddi tartışmalara yol açıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, açlığın bir savaş silahı olarak kullanılmasının Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu defalarca vurguladı. Buna rağmen, Refah sınır kapısından geçişler büyük ölçüde kısıtlanmış durumda ve yardım tırları haftalarca bekletiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), özellikle çocuklar arasında yetersiz beslenme vakalarının son altı ayda yüzde 300 arttığını, temiz suya erişimin neredeyse imkansız hale geldiğini rapor ediyor.

İnsani koridor tartışmaları ve denizden yardım girişimleri

Gazze'ye yönelik yardım operasyonlarında yaşanan tıkanıklık, alternatif yöntem arayışlarını hızlandırdı. 2026 yılının başlarında ABD ve Avrupa Birliği'nin öncülüğünde inşa edilen geçici yüzer iskele, deniz yoluyla yardım ulaştırmayı hedeflese de, teknik sorunlar ve güvenlik endişeleri nedeniyle beklentileri karşılayamadı. BM yetkilileri, deniz koridorunun kara yoluyla yapılan sevkiyatların yerini alamayacağını, asıl çözümün kara sınır kapılarının tam kapasiteyle açılması olduğunu belirtiyor.

İnsani yardım kuruluşları ayrıca, Gazze içinde gıda dağıtımının da büyük riskler taşıdığına dikkat çekiyor. Yardım konvoylarına yönelik saldırılar ve yağma olayları, dağıtım sürecini sekteye uğratıyor. Dünya Gıda Programı, son üç ayda en az 12 yardım çalışanının hayatını kaybettiğini, bunun kabul edilemez olduğunu vurguluyor. Gazze'deki açlık krizi, sadece fiziksel değil, aynı zamanda derin bir psikolojik travmaya da yol açıyor; bir nesil, savaşın ve yokluğun gölgesinde büyüyor.

İklim şokları Doğu Afrika'yı vuruyor: Somali ve Etiyopya'da kritik eşik

Doğu Afrika, iklim değişikliğinin en yıkıcı etkilerini yaşayan bölgelerin başında geliyor. Somali, Etiyopya ve Kenya'da art arda yaşanan kuraklık döngüleri, milyonlarca hayvanın ölümüne ve tarımsal üretimin çökmesine neden oldu. Özellikle Somali'de durum vahim; ülkede 2022'de yaşanan ve 43 bin kişinin ölümüne yol açan kuraklığın yaraları henüz sarılamamışken, 2026 yılının ilk yarısında yağışlar yine mevsim normallerinin çok altında kaldı. FAO verilerine göre, Somali'de 4.5 milyon insan acil gıda yardımına ihtiyaç duyuyor ve bu rakamın yıl sonuna kadar 6 milyona çıkması bekleniyor.

Etiyopya'nın Tigray bölgesinde ise 2020-2022 yılları arasında yaşanan iç savaşın ardından toparlanma çabaları, iklim şokları ve ekonomik kriz nedeniyle sekteye uğramış durumda. Bölgede altyapı büyük ölçüde tahrip olmuşken, yerinden edilen milyonlarca insan hala evlerine dönemedi. Dünya Bankası'nın son raporu, Etiyopya'nın gıda ithalatına bağımlılığının arttığını, ancak döviz rezervlerindeki erimenin bu ithalatı sürdürülemez hale getirdiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, önümüzdeki aylarda yağmur mevsiminin de beklentileri karşılamaması halinde, bölgede 2011'dekine benzer bir kıtlık felaketinin yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Somali'deki yerinden edilme kamplarında yaşam mücadelesi

Somali'nin başkenti Mogadişu çevresindeki yerinden edilme kampları, ülkedeki insani krizin en somut yansıması. Kuraklık ve El Şebab örgütünün saldırıları nedeniyle kırsal bölgelerden kaçan yüz binlerce insan, başkent çevresinde derme çatma çadırlarda hayatta kalmaya çalışıyor. Bu kamplarda temiz suya erişim neredeyse imkansız; kolera ve ishal salgınları, özellikle beş yaş altı çocuklar arasında ölümcül sonuçlar doğuruyor. Uluslararası Göç Örgütü (IOM), kamplardaki nüfusun son iki yılda üç kat arttığını, ancak insani yardım kapasitesinin aynı oranda büyümediğini belirtiyor.

Kamplarda yaşayan kadınlar ve çocuklar, açlığın yanı sıra cinsel şiddet ve istismar riskiyle de karşı karşıya. BM Kadın Birimi, gıda dağıtım noktalarında ve su kuyruklarında kadınlara yönelik saldırıların arttığını, bunun da toplumsal cinsiyet temelli bir krize dönüştüğünü rapor ediyor. Somali hükümeti ise El Şebab'la mücadeleye odaklanmış durumda; insani yardım için ayrılan kaynakların büyük bir kısmı güvenlik harcamalarına yönlendiriliyor. Uluslararası yardım kuruluşları, Somali'deki krizin sadece bir doğal afet değil, aynı zamanda bir yönetişim ve güvenlik krizi olduğunu vurguluyor.

Haiti ve Sahel kuşağı: Gözden kaçan krizler büyüyor

Dünyanın dikkati Ukrayna ve Gazze'ye odaklanmışken, Haiti ve Afrika'nın Sahel kuşağındaki ülkeler sessizce çöküşe sürükleniyor. Haiti'de çetelerin kontrolü ele geçirdiği başkent Port-au-Prince'te, gıda tedarik zincirleri tamamen koptu. Ülke nüfusunun neredeyse yarısı — yaklaşık 5 milyon insan — akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Çetelerin limanları ve ana yolları kontrol etmesi, insani yardımın ülkeye girişini neredeyse imkansız hale getiriyor. Dünya Gıda Programı, Haiti'deki operasyonlarını sürdürmekte zorlanırken, ülkede şimdiden açlığa bağlı ölümlerin rapor edildiğini açıkladı.

Sahel kuşağında ise Burkina Faso, Mali ve Nijer'deki cihatçı isyanlar, milyonlarca insanı yerinden etti. Bu ülkelerde askeri darbelerle işbaşına gelen yönetimler, Batılı ülkelerle ilişkileri keserek Rusya'ya yöneldi; ancak bu jeopolitik kayma, insani yardım akışını ciddi şekilde sekteye uğrattı. BM verilerine göre, Sahel'de 2026 yılında 20 milyondan fazla insan gıda yardımına ihtiyaç duyacak. Özellikle Burkina Faso'da hükümetin kontrolü dışındaki bölgelerde yaşayan nüfus, hem silahlı grupların şiddetine hem de açlığa terk edilmiş durumda. Uluslararası Kriz Grubu, Sahel'deki durumun önümüzdeki yıllarda Avrupa'ya yönelik yeni bir göç dalgasını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.

Haiti'de çete şiddeti ve gıda krizinin iç içe geçişi

Haiti'deki kriz, klasik bir gıda güvensizliğinden çok daha karmaşık bir yapıya sahip. Ülkede devlet otoritesi neredeyse tamamen çökmüşken, silahlı çeteler gıdayı bir kontrol ve baskı aracı olarak kullanıyor. Çiftçiler tarlalarına gidemiyor, pazarlar yağmalanıyor ve yardım konvoyları saldırıya uğruyor. Birleşmiş Milletler Entegre Ofisi (BINUH), Haiti'deki insani durumun 2010 depreminden bu yana en kötü seviyede olduğunu, ancak uluslararası toplumun bu krize yeterince kaynak ayırmadığını belirtiyor.

Haiti'de çocuklar, krizin en ağır bedelini ödeyen kesim. UNICEF verilerine göre, ülkede 5 yaş altı çocukların yüzde 22'si kronik yetersiz beslenmeden muzdarip. Okulların büyük bir kısmı kapalı ya da çetelerin kontrolünde; bu da bir neslin eğitim hakkından mahrum kalması anlamına geliyor. Kenya öncülüğünde oluşturulan çok uluslu güvenlik misyonu ise henüz beklenen etkiyi gösteremedi. Haiti'deki kriz, uluslararası müdahalenin ne kadar yavaş ve yetersiz kalabildiğinin çarpıcı bir örneği olarak tarihe geçiyor.

Uluslararası toplumun sınavı: Yardım vaatleri ve gerçekler

Birleşmiş Milletler, 2026 yılı için küresel insani yardım çağrısını 56 milyar dolar olarak belirledi; ancak şu ana kadar bu rakamın sadece yüzde 20'si finanse edilebildi. Bağışçı ülkelerin dikkati Ukrayna'daki savaş ve kendi iç siyasi gündemlerine odaklanmışken, Afrika ve Orta Doğu'daki krizler giderek derinleşiyor. WFP İcra Direktörü, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, 'Dünya, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük açlık kriziyle karşı karşıya ve biz bu krizi finanse edemiyoruz' diyerek durumun vahametini gözler önüne serdi.

Uzmanlar, mevcut yardım modelinin sürdürülemez olduğunu ve köklü bir değişime ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Kriz bölgelerinde sadece acil gıda yardımı yapmak yerine, tarımsal üretimi canlandıracak uzun vadeli yatırımların şart olduğu vurgulanıyor. FAO yetkilileri, iklim değişikliğine dayanıklı tohumların dağıtımı, sulama sistemlerinin onarımı ve çiftçilere yönelik eğitim programlarının, krizleri önlemede kritik rol oynayacağını ifade ediyor. Ancak tüm bu çözüm önerileri, sahada güvenliğin sağlanamadığı bölgelerde kağıt üzerinde kalmaya mahkum görünüyor. Dünya, 2026 yılında insanlığın en temel sınavlarından birini veriyor ve bu sınavdan geçip geçemeyeceği belirsizliğini koruyor.