Akışa DönHaberler

Birleşik Krallık'ta 10 Yılda 7 Başbakan: Siyasi Deprem Neden Durulmuyor?

Birleşik Krallık, Brexit sonrası dönemde benzeri görülmemiş bir siyasi çalkantı yaşıyor. David Cameron'dan Keir Starmer'a uzanan süreçte, altı başbakan…

7 dk okuma0 görüntüleme0 beğeniMefico News Editörü·
Aa
Birleşik Krallık'ta 10 Yılda 7 Başbakan: Siyasi Deprem Neden Durulmuyor?

Londra'dan gelen siyasi deprem sinyalleri, Birleşik Krallık'ı modern tarihinin en istikrarsız dönemine sürüklüyor. 2026 yılının Temmuz ayı itibarıyla, İngiltere son on yılda yedinci başbakanını ağırlamaya hazırlanıyor. Muhafazakar Parti'nin son lideri Kemi Badenoch'un, erken genel seçim kararı almasının ardından İşçi Partisi lideri Keir Starmer'ın Başbakanlık koltuğuna oturması bekleniyor. Bu tablo, dünyanın en köklü parlamenter demokrasilerinden birinde yaşanan yapısal kırılmanın en net göstergesi olarak okunuyor.

Brexit Şok Dalgaları ve Siyasi Enkaz

Birleşik Krallık'taki siyasi depremin miladı, 23 Haziran 2016'da yapılan tarihi Avrupa Birliği (AB) referandumu olarak kabul ediliyor. Dönemin Başbakanı David Cameron, ülkenin AB'de kalması yönünde kampanya yürütmüş ancak yüzde 52'lik 'Ayrıl' oyu büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Referandumdan sadece birkaç saat sonra istifa eden Cameron, aslında kendisinden sonra gelecek altı başbakanın da kaderini belirleyen bir domino etkisini başlattı. Cameron'ın istifası, sadece bir lider değişimi değil, aynı zamanda İngiliz muhafazakarlığının iç savaşının da fitilini ateşleyen olaydı.

Theresa May, Temmuz 2016'da görevi devraldığında 'Brexit, Brexit demektir' sloganıyla yola çıkmıştı. Ancak AB ile yürütülen karmaşık müzakere süreci ve İngiliz Parlamentosu'nda art arda reddedilen ayrılık anlaşmaları, May'in başbakanlığını bir kabusa çevirdi. Üç kez parlamentoya getirdiği anlaşma metninin reddedilmesi, modern İngiliz tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir siyasi tıkanıklık yarattı. May, 2019 yılının Mayıs ayında gözyaşları içinde istifa ettiğini açıkladığında, Brexit hâlâ çözülememiş bir kördüğüm olarak duruyordu. Bu süreçte İngiliz sterlini sert değer kayıpları yaşadı ve ülkeye yapılan doğrudan yabancı yatırımlar yüzde 20'nin üzerinde azaldı.

Boris Johnson: Skandallarla Gelen Yükseliş ve Düşüş

Boris Johnson, Temmuz 2019'da 'Brexit'i tamamlama' vaadiyle iktidara geldi. Karizmatik lider, Aralık 2019'daki erken seçimde Margaret Thatcher'dan bu yana en büyük Muhafazakar çoğunluğu elde etti. Johnson, Brexit anlaşmasını parlamentodan geçirmeyi başardı ve Birleşik Krallık 31 Ocak 2020'de resmen AB'den ayrıldı. Ancak COVID-19 pandemisi sırasında Başbakanlık ofisinde düzenlenen partiler ('Partygate' skandalı) ve etik ihlaller, Johnson'ın siyasi sermayesini hızla tüketti. Kendi milletvekillerinin başlattığı güven oylamasından yara alarak çıkmasına rağmen, bakan istifaları dalgası karşısında Temmuz 2022'de koltuğunu bırakmak zorunda kaldı.

Truss ve Sunak: 49 Günlük Başbakanlık ile Ekonomik Kaos

Liz Truss'un Eylül 2022'deki başbakanlığı, İngiliz siyasi tarihinin en kısa ve en dramatik dönemi olarak kayıtlara geçti. Truss'un, maliye bakanı Kwasi Kwarteng ile birlikte açıkladığı 45 milyar sterlinlik karşılıksız vergi indirimi paketi, finans piyasalarında deprem etkisi yarattı. İngiliz sterlini dolar karşısında tarihi dip seviyeleri gördü, emeklilik fonları çöküşün eşiğine geldi ve İngiltere Merkez Bankası acil tahvil alım programı başlatmak zorunda kaldı. Truss, sadece 49 gün görevde kalabildi ve Birleşik Krallık'ın en kısa süre görev yapan başbakanı olarak tarihe geçti. Bu süreç, İngiltere'nin kurumsal güvenilirliğine ağır bir darbe vurdu; ülkenin kredi notu görünümü negatife çevrildi.

Rishi Sunak, Ekim 2022'de yangından mal kaçırırcasına devraldığı başbakanlık koltuğunda ekonomik istikrarı sağlamayı başardı ancak siyasi yaraları sarmakta yetersiz kaldı. Eski bir yatırım bankacısı olan Sunak, enflasyonu kontrol altına alma ve kamu maliyesini düzeltme konusunda kısmi başarı elde etti. Buna rağmen, Ulusal Sağlık Sistemi'ndeki (NHS) kronik kriz, rekor seviyedeki göç rakamları ve hayat pahalılığı, Muhafazakar Parti'nin oy tabanını erozyona uğrattı. 2024 yılının Temmuz ayında yapılan genel seçimlerde İşçi Partisi, 14 yıl aradan sonra iktidara geldi ve Keir Starmer başbakan oldu. Ancak Starmer hükümeti de, selefleri gibi, derinleşen ekonomik sorunlar ve toplumsal hoşnutsuzluk karşısında beklenen istikrarı sağlayamadı.

2026 Seçimleri: Yedinci Başbakan Yolda

2026 yılının başlarında, Kemi Badenoch liderliğindeki Muhafazakar Parti'nin erken seçim çağrıları yoğunlaştı. Starmer'ın kamu harcamalarındaki kesintileri ve vergi artışları, geleneksel İşçi Partisi seçmeninde büyük hayal kırıklığı yarattı. Temmuz 2026 itibarıyla yapılan kamuoyu yoklamaları, Muhafazakarların az farkla da olsa yeniden iktidara gelebileceğini gösteriyor. Bu durum, Birleşik Krallık'ın on yıl içinde yedinci başbakanını göreceği anlamına geliyor. Siyasi analistler, bu döngüsel istikrarsızlığın temelinde yatan nedenin sadece liderler değil, Brexit sonrası İngiltere'nin kimlik bunalımı olduğunu vurguluyor. Ülke, küresel rolünü yeniden tanımlamaya çalışırken, iç siyasetteki kutuplaşma ekonomik karar alma süreçlerini felç ediyor.

Küresel Arenada Azalan Etki ve Jeopolitik Sonuçlar

Birleşik Krallık'taki siyasi çalkantı, ülkenin uluslararası arenadaki ağırlığını da ciddi şekilde aşındırdı. Bir zamanlar Avrupa'nın istikrar çapası olarak görülen İngiltere, şimdi siyasi risk primiyle anılıyor. AB ile ilişkiler, Brexit sonrası dönemde tam olarak normalleşemedi; ticaret hacmi daraldı ve bilimsel araştırma programlarından dışlanma maliyetleri arttı. ABD-İngiltere özel ilişkisi ise, Washington'ın gözünde Londra'nın öngörülebilirliğini yitirmesi nedeniyle stratejik derinlik kaybına uğradı. NATO içindeki savunma taahhütleri açısından da, sürekli değişen hükümetler uzun vadeli askeri planlamayı zorlaştırıyor.

Finans merkezi olarak Londra'nın konumu da bu süreçten nasibini aldı. Amsterdam ve Paris, Brexit sonrası dönemde hisse senedi işlem hacminde Londra'yı geride bıraktı. Avrupa Bankacılık Otoritesi'nin Paris'e taşınması ve birçok uluslararası bankanın Frankfurt ile Dublin'e operasyon kaydırması, İngiliz ekonomisinin yapısal dönüşümünü hızlandırdı. 2026 yılı itibarıyla, İngiltere'nin hizmet ihracatındaki düşüş eğilimi devam ederken, Asya pazarlarına açılım çabaları da siyasi belirsizlikler nedeniyle istenen ivmeyi yakalayamadı.

Temsili Demokrasinin Geleceği Tartışılıyor

On yılda yedi başbakan değişimi, İngiliz parlamenter sisteminin işleyişine dair ciddi sorgulamaları beraberinde getirdi. Westminster modeli, güçlü parti disiplini ve tek turlu seçim sistemi sayesinde genellikle istikrarlı hükümetler üretmesiyle bilinirdi. Ancak Brexit kırılması, bu modelin kriz zamanlarında nasıl kırılgan hale gelebildiğini gösterdi. Seçmenlerin siyasete olan güveni tarihi düşük seviyelerde seyrederken, katılım oranlarındaki düşüş ve aşırı sağ partilerin yükselişi, temsili demokrasinin geleceğine dair kaygıları artırıyor. 2026 seçimlerinin sonucu ne olursa olsun, Birleşik Krallık'ın önündeki en büyük sınav, sadece yeni bir başbakan seçmek değil, aynı zamanda yönetilebilir bir siyasi sistem inşa edebilmek olacak.

⚙️ Bu içerik yapay zeka asistanı tarafından hazırlanmış ve Mefico News editörü tarafından denetlenmiştir.