Akışa DönHaberler

2026 İran Savaşı: ABD ve İsrail'in başlattığı çatışmanın perde arkası ve küresel etkileri

28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail tarafından başlatılan askeri harekatla patlak veren İran Savaşı, Hürmüz Boğazı'ndan küresel enerji piyasalarına uzanan…

7 dk okuma0 görüntüleme0 beğeniMefico News Editörü·
Aa
2026 İran Savaşı: ABD ve İsrail'in başlattığı çatışmanın perde arkası ve küresel etkileri

28 Şubat 2026 sabahına karşı ABD ve İsrail savaş uçaklarının İran'ın Natanz, Fordo ve İsfahan'daki nükleer tesislerini vurmasıyla başlayan ve kısa sürede tüm Ortadoğu'yu ateş çemberine çeviren İran Savaşı, 21. yüzyılın en kritik jeopolitik kırılmalarından birini oluşturuyor. Dört aydır süren çatışmalar, sadece bölgesel dengeleri değil, enerji koridorlarından küresel tedarik zincirlerine kadar uzanan devasa bir ekonomik yapıyı da temelinden sarsmış durumda.

Tahran yönetiminin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) denetçilerini sınır dışı etmesi ve uranyum zenginleştirme oranını yüzde 90'ın üzerine çıkardığını açıklamasıyla tırmanan kriz, Washington ve Tel Aviv'in diplomatik kanalları tamamen devre dışı bırakarak askeri seçeneğe yönelmesiyle sonuçlandı. ABD Başkanı'nın 26 Şubat'ta yaptığı 'İran'ın nükleer silah elde etmesine asla izin vermeyeceğiz' açıklaması, aslında geri dönüşü olmayan bir askeri takvimin ilanıydı. Harekâtla birlikte İran, balistik füze envanterini devreye sokarak İsrail'in Hayfa ve Tel Aviv kentlerine, ayrıca Bahreyn'deki ABD Beşinci Filosu'nun üssüne misilleme saldırıları düzenledi.

Çatışmanın ilk 72 saatinde taraflar arasındaki kayıpların boyutu, 2003 Irak işgalini gölgede bırakacak seviyeye ulaştı. Pentagon kaynaklarına göre sadece ilk haftada İran hava savunma sistemlerinin yüzde 70'i etkisiz hale getirildi, ancak İran Devrim Muhafızları'nın asimetrik savaş kapasitesi beklendiğinden çok daha dirençli çıktı. Özellikle Hürmüz Boğazı'na döşenen deniz mayınları ve intihar drone'larıyla gerçekleştirilen sürpriz saldırılar, ABD donanmasına ciddi zorluklar yaşattı. Bu süreçte İran'ın Rusya'dan tedarik ettiği SU-35 savaş uçakları ve S-400 hava savunma sistemleri de ilk kez aktif çatışmada test edilmiş oldu.

Operasyonun hedef haritası: Nükleer tesisler ve stratejik üsler

İran'ın nükleer altyapısına yönelik eş zamanlı saldırılar

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve İsrail Hava Kuvvetleri'nin koordineli olarak yürüttüğü 'Kalkan Operasyonu' kod adlı harekâtın ilk dalgasında, İran'ın nükleer programının belkemiğini oluşturan üç ana tesis hedef alındı. İsfahan yakınlarındaki Natanz Uranyum Zenginleştirme Tesisi'ne atılan GBU-57 bunker buster bombaları, yerin 80 metre altındaki santrifüj salonlarını kullanılamaz hale getirdi. Fordo Yakıt Zenginleştirme Tesisi ise dağın içine oyulmuş yapısı nedeniyle en zorlu hedefti; İsrail'e ait F-35I Adir savaş uçakları, tesisi ancak üçüncü dalga saldırıda devre dışı bırakabildi.

İsfahan Nükleer Teknoloji Merkezi'nde yürütülen plütonyum ayrıştırma çalışmaları da harekât kapsamında durduruldu. Ancak İran Atom Enerjisi Kurumu sözcüsü Behruz Kemalvendi'nin 3 Mart'ta yaptığı açıklamaya göre, Buşehr Nükleer Santrali kasıtlı olarak hedef listesinin dışında bırakıldı. Uzmanlar, sivil nükleer santrale yapılacak bir saldırının Çernobil benzeri bir çevre felaketine yol açabileceği gerekçesiyle bu kararın alındığını belirtiyor. Yine de santral çevresindeki Rus mühendislerin tahliyesi, Moskova ile Washington arasında yeni bir diplomatik krize neden oldu.

Hürmüz Boğazı'nda enerji savaşı ve küresel piyasalara yansımaları

Günlük 20 milyon varillik akışın durması ve petrol fiyatlarındaki tarihi sıçrama

İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin 1 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı uluslararası deniz trafiğine kapatması, küresel enerji piyasalarında tam anlamıyla bir deprem etkisi yarattı. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu stratejik su yolundan günlük 20 milyon varil ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) geçişi bir anda durdu. Brent petrolün varil fiyatı 4 Mart itibarıyla 148 dolara fırlayarak 2008'deki rekor seviyeleri aştı. Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ekonomilerde akaryakıt fiyatları bir haftada yüzde 40'ın üzerinde zamlandı.

ABD Enerji Bakanlığı, Stratejik Petrol Rezervi'nden (SPR) günlük 2 milyon varillik acil durum salımı başlatsa da bu hamle piyasalardaki paniği dindirmeye yetmedi. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkelerin koordineli rezerv salımı kararına rağmen, tanker sigorta primlerindeki astronomik artış ve alternatif rotaların (Ümit Burnu üzerinden) sefer süresini 15-20 gün uzatması, tedarik zincirlerinde onarılması aylar sürecek hasarlara yol açtı. Çin ve Hindistan gibi İran petrolüne bağımlı büyük ekonomiler, Tahran'a yönelik yaptırımlara rağmen alternatif tedarikçi bulmakta büyük zorluk çekiyor.

Vekalet savaşları cephesi: Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak'ta tırmanış

Hizbullah'ın kuzeyden açtığı cephe ve İsrail'in iki cepheli savaşı

İran'a yönelik saldırıların başlamasından saatler sonra, Lübnan merkezli Hizbullah örgütü kuzey İsrail'e yönelik bugüne kadarki en kapsamlı roket ve füze saldırısını başlattı. İsrail'in Demir Kubbe hava savunma sistemi, günde ortalama 1.500 roketin atıldığı bu yoğun bombardıman karşısında kısmen yetersiz kaldı. Hizbullah'ın elindeki hassas güdümlü Fateh-110 füzeleri, Hayfa'daki petrokimya tesislerine ve Ramat David Hava Üssü'ne isabet ederek İsrail'in kuzeyindeki sivil ve askeri altyapıya ciddi zarar verdi.

Suriye'deki İran destekli milisler ise ABD'nin Tanf Üssü ve Doğu Suriye'deki Conoco gaz sahasına yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını yoğunlaştırdı. Yemen'deki Husiler, Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılarını genişleterek Bab'ül Mendeb Boğazı'nı da fiilen geçilmez hale getirdi. Bu durum, Asya-Avrupa deniz ticaret rotasının neredeyse tamamen kapanması anlamına geliyor. Irak'taki Haşdi Şabi güçleri ise Bağdat yönetiminin tüm itirazlarına rağmen ABD'nin Ayn el-Esad Hava Üssü'ne saldırılar düzenleyerek çatışmayı Irak topraklarına taşıdı.

Diplomatik çıkmaz ve olası ateşkes senaryoları

Türkiye, Çin ve Rusya'nın arabuluculuk girişimleri neden sonuçsuz kaldı?

Çatışmaların başlamasıyla birlikte devreye giren diplomatik mekik, bugüne kadar somut bir ateşkes metni üretemedi. Türkiye Cumhurbaşkanı'nın mart ayı ortasında Tahran ve Washington arasında başlattığı 'İstanbul Süreci' adlı arabuluculuk girişimi, tarafların ön koşullarda anlaşamaması nedeniyle tıkandı. İran, müzakere masasına oturmak için ABD ve İsrail'in tüm askeri operasyonları derhal durdurmasını ve nükleer tesislere verilen zararın tazmin edilmesini şart koşarken, Washington bu talepleri 'zafer sarhoşluğu içindeki gerçek dışı beklentiler' olarak nitelendirdi.

Çin Devlet Başkanı'nın önerdiği ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çerçevesinde yürütülen barış planı ise İsrail'in mutlak güvenlik garantisi talebi nedeniyle kabul görmedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in devreye girmesiyle Moskova'da yapılan üçlü zirve (Rusya-İran-Türkiye), taraflar arasında geçici bir insani koridor açılmasını sağlasa da kalıcı ateşkes konusunda ilerleme kaydedilemedi. 2026 yılı Temmuz ayı itibarıyla çatışmalar kontrollü bir yoğunlukta devam ederken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki daimi üyeler arasındaki görüş ayrılıkları, bağlayıcı bir karar alınmasını engelliyor.

Savaşın dördüncü ayında, ABD'deki bazı düşünce kuruluşları ve Avrupa Birliği diplomatik kaynakları, çatışmanın eninde sonunda bir 'yıpratma savaşı'na dönüşeceğini ve tarafların ekonomik-askeri maliyetleri kaldıramayacak noktaya geldiğinde masaya oturacağını öngörüyor. Ancak İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesinin tamamen yok edilip edilmediği sorusu hala cevapsız ve bu belirsizlik, bölgedeki stratejik denklemi çözümsüz kılmaya devam ediyor.

⚙️ Bu içerik yapay zeka asistanı tarafından hazırlanmış ve Mefico News editörü tarafından denetlenmiştir.